POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Hain saldırıyla ilgili belediye başkanı tutuklandı
Hain saldırıyla ilgili belediye başkanı tutuklandı
Üçlü zirvede önemli açıklamalar
Üçlü zirvede önemli açıklamalar
'Kumpas davaları'nın savcısına 12 yıl hapis cezası
'Kumpas davaları'nın savcısına 12 yıl hapis cezası
CHP'den işsizlik çıkışı: Can yakıyor!
CHP'den işsizlik çıkışı: Can yakıyor!
Fikret İlkiz
Adli yıl açılışında alkışlarla İzmir Barosu
20 Ağustos 2019 Salı

2019 yılı adli yıl açılış töreni Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacak.

Davetliler kendilerine ayrılmış yerlere oturarak Cumhurbaşkanlığı Sarayını dolduracaklar… Mekânın ev sahibi eğer törene katılırsa; simsiyah, renkli ve göz alıcı cüppeleriyle davetliler hep birlikte ayağa kalkacaklar ve alkışlayacaklar…

Baro mensupları da ayağa kalkacaklar mı, alkışlayacaklar mı bilmiyorum!

Sırası gelenler konuşmalarını yapmak üzere “arz edilecek” ve alkışlarla kürsüye çağrılacaklar.

Konuşmaları bitince yerlerine uğurlanacaklar yine alkışlarla...Yüksek yargının yüksek mensuplarının konuşmalarından sonra Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezi’nde Türkiye Barolar Birliği Başkanı konuşma yapacak…

Siyasetçileri dinleyecek davetli yargı mensupları, yüksek yargı mensuplarını dinleyecek siyasetçiler… Yargı Reformu Stratejisinin ne kadar önemli ve ne kadar güzel olduğundan bol bol söz edilecek… “Yargı, tarafsız ve bağımsızdır” tekrar tekrar vurgulanacak, inanmak istercesine!

Katılmayacak Barolar biliniyor ve daveti ilk reddeden İzmir Barosu…

Yargıtay Başkanlığı'na gönderdiği 15 Ağustos 2019 tarihli yazısıyla; 02.09.2019 tarihinde yapılacak olan Adli Yıl açılış törenine avukatların“dinleyici olarak” çağrılmış olmasını kabul etmediler ve “Bu cevabi yazımızla, siyasi kararlarla, mesleki faaliyetlerini gerekçe göstererek yüzlerce mensubunu tutsak ettiğiniz onurlu bir mesleğin temsilcileri olarak, yaptığınız nazik daveti geri çevirmek zorunda olduğumuzu bildiriyoruz” dediler.

İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel imzalı bu yazıda Yargıtay Başkanlığına hitaben; “Bize kalırsa, siz de o salona gitmeyin. Çünkü yapacağınız konuşmada muhtemelen, yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedeceksiniz. Hak mücadelesi veren binlerce kişinin cezaevlerinde olduğunu bilmenize rağmen; kişi özgürlüğü ve güvenliğinden, ifade özgürlüğünden, adil yargılanma hakkından, basın hürriyetinden dem vuracaksınız. Kimseden emir ve talimat almadığınızı, hukuktan üstün hiçbir şey tanımadığınızı, üstünlerin hukukunu reddettiğinizi, üstüne basa basa tekrarlayacaksınız. Peki nerede? Yürütmenin başının yaşadığı sarayın salonunda.” denildi.

İzmir Barosu; “…insan haklarının korunduğu ve geliştirildiği, hukukun yok sayılmadığı, yargının siyasi iktidarın güdümünden çıktığı günlerde, tam bağımsız bir yargı teşkilatının ev sahipliğinde yapılacak bir törene katılımı” savunduğu değerlere daha uygun görüyor.

İzmir Barosu “Halkın zerre kadar güven duymadığı bir yargı sisteminin parçası olmamak için” Yargıtay’ın davetini “özgürleşme” temennisiyle reddediyor ve yeni adli yılda da mücadeleyi sürdüreceklerini ilan ediyor.

Yargıtay Başkanlığı adli yıl açılış töreni davetine katılmayacak olan Baroların sözlerine, açıklamalarına ve değerlendirmelerine karşı görüşünü açıkladı ve eleştirdi. Hakkıdır…

Yaptığınız gibi yaparsınız ve karşı görüşlerinizi açıklarsınız. Barolar görüşlerinizi saygı ile karşılar, ifade özgürlüğüdür der; ama alkışlamaz. Çünkü ifade özgürlüğü herkesin hakkıdır, yargıçların da ifade özgürlüğü hakkı vardır.

İzmir Barosunun ve davete icabet etmeyeceklerini açıklayan diğer Baroların görüşlerine katılırsınız, katılmazsınız. Çok kızarsanız, benimsemeyebilirsiniz. Sert ve kırıcı bulabilirsiniz. Olsun, demokrasinin ve çoğulculuğun gereği katlanmak zorundasınız, eğer ifade özgürlüğüne gerçekten inanıyorsanız. O zaman gerçekten ve içten alkışlanırsınız hem tarafsızlığınız ve hem de bağımsızlığınızdır çünkü söz konusu olan yargısal değerler….

Daha önemlisi ve bizleri ilgilendiren;“Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar”.

Alkışlar, alkışlar ve alkış nedir?

Prof. Dr. Murat Tuncay’ın“Alkış Üstüne” yazısından fevkalade şeyler öğrendim (Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi. ART-E 2008-01). Alkış, nedir? Sayın Tuncay anlatmış bu yazısında…

“Genellikle eller dirseklerden hafifçe bükülür. Sol el bilekten avuç içi sağ omuza bakacak
şekilde çevrilir. Avuç içi sesi büyütmek için çukurlaştırılır. Sağ el parmakları bitiştirilerek
sol avuç içine düzenli aralıklarla vurulmaya başlanır. Çıkan sesin adı alkıştır. (…) İçten bir alkış, coşkunun gücüyle beslenir, coşkulu, kıvanç veren ortamlar yaratır. İçten alkışlarla alkışlanmak, benliğimizi okşayan bir övgü göstergesidir. Bize güç verir. Yaptıklarımızın, söylediklerimizin başka insanlar tarafından onaylandığını, desteklendiğini, beğenildiğini hissederiz. Böyle bir duygu ruh sağlığı yerinde olan her insan için bir gereksinimdir (…) Alkışlanan açısından alçakgönüllü jestlerle yatıştırılmaya çalışılan ama içten içe daha uzun sürmesi gönülden beklenen bir tepkidir alkış. Çoğunluğun birleştiği övgünün somut ve en ekonomik göstergesidir. Çok teşekkür ederim gülücükleri, hafif gerdan kırmalar, iki elin avuçlarını birleştirip küçük sallamalar yaparken başını çevresindeki alkışçılar üzerinde sağdan sola soldan sağa gezdirmeler vb. etkilenme ve duygulanma göstergesi olan jestlerle alkışlara karşılık verildiğine çok tanık olmuşuzdur. Doğal bir mekanizma işlemekte; övülmek istenen alçakgönüllülüğü biraz da yem olarak kullanmaktadır.”


Oyunlarda, tiyatroda, sahne sanatlarında vazgeçilmez bir yere sahip olan ne alkışlar varmış meğer…Alkışların ısrarla sürdürülebilir olanı, “bravo”sesleriyle bir gösteriye dönüşeni, laf olsun, “âdet yerini bulsun” türünden olanları, yasak savar gibi bir iki vuruşla geçiştirilenleri…

Alkışlama Eylemi için Fransızca kökenli bir başka sözcük Claque yani hem: Şamar, hem de: Para ile tutulmuş insanlarda yaptırılan alkış anlamına geliyor. Sayın Tuncay“Alkış’ın içten, gönüllü coşkusu karşısında içerikten yoksun bu alkış türüne dilimizde de harika bir karşılık vardır: Şakşak.”diyor…Şakşak, içten pazarlıklı, bir çıkar karşılığı çıkarılan el çırpma sesi olarak tanımlanıyor. Osmanlı toplumunda Şakşakçılığın adı: Alkış Çavuşluğu… Alkış Çavuşu, alkış tutmakla görevli bölüğe mensup bir kişiymiş. Padişah ve Devlet Büyükleri bir topluluk karşısına çıktıkları zaman; ata binip inmeleri sırasında; sefere çıkarken, törenlerde tahta otururken ya da kalkarken; bayram tebriklerinde teşrifat içinde yer alıyorlarmış ve bu teşkilât Cumhuriyetle birlikte ortadan kaldırılmış…

Gök gürültülü sağanak yağış gibi gelen: “Bravo Alkışı”. Konuşanı konuştuğuna pişman eden: “Yuh Alkışı” … Temsil sırasında bazen tonik bazen doping etkisi yapan: “Ara Alkışı” … “Slogan Alkışı”var, yıkamacı yağlamacı “Politik Alkış” var… Nedeni olmayan; ruhsuz, kişiliksiz “Protokol Alkışı”, âdet yerini bulsun diye çırpıştırılan: “Mekanik Alkış”, anons biçimine bakarak: “Alkışlarınızlahuzurlarınızda”, “Alkışlarımızla Uğurluyoruz” şeklinde “Medyatik Alkış” …

Sayın Tuncay; herkesin bildiği ve uygulaya geldiği bir konuya eğilmek isteyişinin çıkış noktası için bir “anekdottur” diyor ve yazısında şöyle anlatıyor: “Önce bu küçük anekdotu paylaşmalıyım:1946 yılının İzmir’inde soğuk sonbahar günleri yaşanmaktadır. Avni Dilligil yönetimindeki İzmir Şehir Tiyatrosu o akşam Shakespeare’in Macbeth Tragedyasını sahneleyecektir. Aslında Macbeth temsillerine başlayalı bir ayı geçmiştir. Her temsilde seyirci sayısı biraz daha azalmaktadır. Oldukça soğuk geçen günün akşamı 30 kişiye varan kadro hazırlıklarını yaparken gişeden sahne arkasına bir haber gelir. O akşam koca salonda sadece 11 seyirci bulunmaktadır. Temsilin oynanıp oynanmaması konusunda bir karar vermek gerekmektedir. Kentte her akşam düzenli temsiler veren, perde açan örnek bir sanat kurumu olmak için işi başından beri sıkı tutan yönetim oyunun oynanmasına karar verir. Yönetmelik gereği perde zamanında açılır ve Macbeth tüm ciddiyetiyle sonuna kadar oynanır. Oyun boyunca salondan çıt çıkmaz. Sobayla ısıtılmaya çalışılan, her yanından rüzgâr alan salondaki 11 seyirci soğuktan büzüşerek, gösterişli olması için elden gelen her şeyin yapıldığı, 30 kişinin sahneye çıktığı temsili sonuna kadar izlerler. Nihayet boru ve trampet sesleri arasında oyun biter. Perde kapanır. Oyuncular selam vermek için sahneye dizilip, perdenin açılmasını beklerler. Ama perdenin arkasından, salondan değil alkış çıt sesi bile gelmemektedir. Avni Dilligil, Mücap Ofluoğlu’na yaklaşır, şaşkınlıkla: “Yahu nasıl şey bu? Hiç Alkış yok! Ne yapmalı?” diye sorar. Ofluoğlu’da şaşkınlık içindedir. Kem küm bir şeyler söylemeye çalışır.

Hiç alışık olunmayan bu garip durum karşısında topluluğun yöneticisi durumundaki Avni Dilligil: “Ben bilirim ne yapacağımı” deyip perdeciye seslenir: “Aç oğlum perdeyi!” Perdeci iplere asılır. Sahnedeki otuz kişi, ısınmak için salondaki iki sobanın başına toplanan onbir seyirci sessizce birbirlerine bakarlar. Avni Dilligil iki adım öne çıkıp aşağıdakilere bağırır: “Beyler, Macbeth bitti… Bitti”. Isınmaya çalışan seyirciler arasından titrek bir ses cevap verir: “Tahmin etmiştik !”

Prof. Dr. Murat Tuncay yazısını şöyle bitirmiş: “Öyleyse sözün özünü şöyle bağlayabiliriz: Bir avuç içten alkış, aslında bir avuç yaşam sevincinden başka bir şey değildir.”

Yargı Reformu Stratejisinden bahsedeceğiniz ve bildiğimiz tekrarları tekrarlayacağınız sözlerinizle adli yıl açılış törenine dinleyici olarak katılmak mıdır ve Godot’u bekler gibi Ekim ayını beklemek midir güvenilir ve etkili adalet?

Ortalık kış kıyamet…Yargının soğuk rüzgarları esiyor memlekette…Oysa ne muhteşem bir eserdir Macbethve bu oyunda rol alan sanatçılar ne kadar çok hakketmişlerdir en içten alkışları…

Tahmin etmişsinizdir; burası savunma gücünün tarihsel sahibi İzmir Barosu…

Adli yıl açılış törenlerine niçin katılmayacaklarını açıklayan İzmir Barosunun gerekçelerine, savunma mesleğine olan saygılarına ve yaşam sevincimize kattığı çok kıymetli tarihsel katkılarına; en içten ve avuç dolusu alkışlarımızla...

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Dr. Tuncay Filiz
Solunum yolu enfeksiyonları başladı, uyanık olunuz!
Gönül Soyoğul
Güven(me) bana!
İlker Ağın
Nasıl bir kooperatif?
Fikret İlkiz
Düşmanlar ve yurttaşlar için hukuk
Sercan Avcı
Artılarıyla eksileriyle Deniz Yücel!
Seray Akın Ürkmez
Ola ki Bornova’ya yolunuz düştü...
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri