POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Bahçeli: Türkiye Cumhuriyeti sokakta kurulmadı!
Bahçeli: Türkiye Cumhuriyeti sokakta kurulmadı!
Erdoğan'dan Wilders hakkında suç duyurusu!
Erdoğan'dan Wilders hakkında suç duyurusu!
Saldırı hazırlığındaki 7 DAEŞ'li yakalandı
Saldırı hazırlığındaki 7 DAEŞ'li yakalandı
Saldırıda yeni detaylar: Paramotorla gelmişler!
Saldırıda yeni detaylar: Paramotorla gelmişler!
Gönül Soyoğul
Eğitim de eve sığar mı?
25 Eylül 2020 Cuma

Bir ucunda pıtrak kafeler, diğer tarafta sıra sıra dizilmiş meslek yüksekokulundan üniversiteye, orta öğretimden liseye kadar uzanan okulların yer aldığı bir sokak ve ortasında oturduğum ev. Sağımda o kafelere gelenlerin arabalarına yer açmak için yarattıkları kaos;  solumda okulların önüne dizelenmiş servislere doluşmaya çalışan çoçuklar; o kalabalığın arasından çocuğunu alıp kaldırımlara sığışmaya çalışan veliler.. Korna sesleri, ‘sağa çek, geri git’ bağırışları, bazen yumruklaşmalara varan kavgalar..

7 ay önce, pandemiyle birlikte ıssızlaşan, kapaklandığımız evlerde hayatın dört duvara nasıl sığacağını test etmeye başladığımız günlerde attığım ilk yazılı çığlık, yaşattığı cangıla isyan ettiğim sokağın bu kez bana dehşet veren sessizliğine dairdi… İnsansızlığına. Cansızlığına.

Yasakların gevşetilmesi, esnafın umutla kepenklerini açıp  çarklarını döndürecek öğrencileri bekleyişiyle ‘ölü’ sokak olmaktan çıksa da eski canlılıktan eser yok; evet nefes alıp veriyor ama sanki bitkisel hayatta…

Ne okul zili duyuyorum artık, ne haftanın ilk günü olduğunu hatırlatan istiklal marşına eşlik eden çocukların; onları hazırola çağıran, konuşanları azarlayan öğretmenlerin sesini.

Servisler yok. Öğrenciler yok. Öğretmenler yok.

Pencerelerden taşan çocuk sesleri, bağırışlar, kahkahalar da.

Okullar açıldı mı açılmadı mı?

Herkes kendine ait olmayan bir zaman diliminde. Yaşıyor sanki.

Oysa daha bir yıl önce bu zamanlar, sosyal medya ‘mini mini birler’ den geçilmezdi değil mi? ‘Allah zihin açıklığı versin’ diye kapıdan uğurlandığımız günlerin yerini, boy boy fotoğraflarla ‘hayırlı olsun, yolları açık olsun’lu dilek ve temenniler almıştı çoktan. tbt’lerle harmanlanmış yeni okul günlüklerimize, önceleri yadırgasak da alışmıştık bir süredir. ‘Bizim zamanımızda’ diye başlayan cümlelerin anlamsızlaştığının, gelen yeniyi artık kabul ettiğimizin (ya da boyun eğdiğimizin) göstergesiydi paylaşımlarımız. 

‘Tuhaf zamanlara denk gelesin’ bedduasının yaratıcısı Çinliler akıl edebilmiş miydi bu zamanları, bilmiyorum.

Pandemi başladığında ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ diyen dünya ne kadarını hayal edebilmişti, onu da bilmiyorum.

Ama eğitimde ortaya çıkan tablo, kökeni eğitimci biri olarak benim hayal edemeyeceğim boyutta, bunu görüyorum. Eğitimi uzun süredir çıkmaz sokaklara sürenlerin ‘kul istedi bir göz, Allah verdi iki göz’ misali yararlandıkları pandemiyle, hayal ettiklerinin ötesine ulaştıklarını düşündüklerini de…

 

** *

Yüz yüze eğitime erişimde var alan orantısız adaletsizlikleri… 40 yıldır sürüp giden, öğretime değil ‘sınav kazanmaya’ odaklı giderek berbatlaşmış sistemi unutup bir an için…

Diyelim ki,  uzaktan öğretim her anlamda başarılı oldu.

Varsayalım ki, her evde çocuk/genç sayısı kadar tablet, akıllı telefon, tv, vs. var. Her evde internet bağlantısı şakır şakır, istisnasız herkes online. Anne baba çalışsa da çocuklara eşlik eden bir büyük, bir nöbetçi öğretmen (bakıcı veya abla ağabey veya nine/dede) var, evden kaynaklanan teknik sorunlara anında müdahale edecek yetişkinler mevcut. 

Diyelim ki, milyonlarca öğrencinin uzaktan eğitimi için tasarlanan Eğitim Bilişim Ağı (EBA), hiç çökmüyor, çökmeyecek.  (ki çöktü, tekrar çökebileceği Bakan tarafından bizzat açıklandı)

Öğretmenler desen sanki yıllardır bugünler için eğitilmişler gibi her şeye hazırlıklı, hepsi bülbül gibi şakımakta, ellerindeki her tür görselle bir saniye olsun susma/dinlenme ihtiyacı hissetmemekte, her sıkıntıya anında çözüm üretebilme yetkinliğindeler.

Olmaz, olmuyor da zaten ama oldu diyelim. Okuma yazma çatır çatır öğretildi, çarpım cetveli sular seller gibi ezberlendi, -de –da, ki takıları,soru imleri yerli yerine oturtuldu, ilk ateşten uzay kapsülüne uzanan insanlık tarihi satır satır irdelenip incelendi, hafıza kartları bilgiyle dolup taştı. Diyelim.

Sonra da pedagog Dr. Yeşim Kesgül Sercan’a kulak verelim:

 “Okulda sadece bilgi mi öğrenilir? Hayır. Bütün sorun okuma yazma, Türkçe, matematik öğrenmek mi? Hayır.

Çünkü okulun tek işlevi bilgi aktarmak değil. Hele günümüz koşullarında hiç değil. Girin internete “yok yok”. Neyse gereksiniminiz bulun, öğrenin, öğretin. Ne ararsanız var. Üstelik Türkçe okuma yazma öğretilmesi ve öğrenilmesi çok kolay. Sadece okuma yazma değil tüm dersler, tüm sınıflar için erişilebilir kaynaklar var. O halde eksik olan ne? Okulun öbür işlevleri. Çünkü okul, özellikle ilk yıllar yaşamın provası ya da hazırlığı.

Okul çocuğun aile dünyasının dışına çıktığı kapıdır. Toplumsal ilişkiler, arkadaşlık, dostluk, birlikte oynama, birlikte çalışma, paylaşma, yardımlaşma, ekip olma, lider olma, birbirinin hakkına saygı, kendinin ya da başkasının hakkını koruma, kendini onun yerine koyma; karşındakinin duygularını anlama, gerektiğinde destek olma ya da tam tersine rekabet, kıskançlık, çatışma, saygısızlık, öfke, paylaşamama… Çocuğun tüm bunları deneyimleyebileceği, farklı insanlar, farklı davranışlar, farklı alışkanlıklar kısacası farklılıkları yaşayabileceği, bütün bunlarla birlikte kendi olmayı öğrenebileceği bir yaşam laboratuvarı. Üstelik de bütün bunların okul olgunluğunun nöral altyapısının oluştuğu, beyin işlevlerinde önemli gelişmelerin yaşandığı 6-7 yaşlarında yaşanmasının da ayrı bir önemi var. Gelişim merdiveninin  bir basamağıdır okula başlamak. Bir merdivende hiçbir basamak eksik olamaz.

Okul kendini keşfetme fırsatı verir. Neleri yapabildiğini ya da yapamadığını… Becerilerini beceriksizliğini, sınırlarını, varsa özel yeteneklerini görme ve belki de sergileme olanağı sağlar.

Düzenli, sistemli, organize olabilme, sorumluluk alma, bunları sürdürebilme ve uygun şekilde sonlandırabilme, takım ruhunu hissetme, bir ekibin parçası olabilmeyi öğrenme ve içselleştirme ortamı sunar.

Tartışma, eleştirel bakış açısı geliştirme, sorgulama, muhakeme etme, sorun çözme ve daha pek çok şeyi deneyimleyebilme şansı verir.

Üstelik okulda bütün bunları yetişkin gözetiminde yaşamak ve gerektiğinde destek ve rehberlik alarak çok da fazla kırılıp dökülmeden “ağaç yaşken eğilir” misali hafif hafif biçimlenerek kendini bulmak da mümkün olabilir.

Bunların yüz yüze, yan yana, omuz omuza olmadan, sosyal, duygusal alışverişler yaşanmadan, heyecanlar işin içine katılmadan, jest, mimik, beden dili algılanmadan oluşması düşünülebilir mi?”

Hayat sığsa da eğitim eve sığar mı?

Hep karıştırılan, oysa birbirinden farklı (ama kesinlikle birbiriyle bağlantılı) olan ‘eğitim’ ile ‘öğretim’den  bahsedildiğini anlıyorsunuz elbet. Doğar doğmaz ailede başlayıp çevreyle şekillenen davranış biçimlerimiz, terbiyemiz, örf adet, ahlak kurallarımız, tartışma/konuşma/yeme içme adabımız, toplum kurallarımız eğitimi içerirken;  öğretim bilginin kendisidir, bilimselliktir, her yerden edinilebilen, ulaşılabilendir. Sayısaldır, sözeldir.

Eğitim zordur. Söyleyip geçmekle, tahtaya yazıp gitmekle olmaz.

Kırmızı ışıkta geçen direksiyon hocası, sifonu çekmeyen üniversite mezunu veya musluğu açık bırakan mühendis örneklerinde olduğu gibi, eğitimli olmak öğretimli olmayı gerektirmez.

Eğitim toplum faydasına, öğretim birey faydasına yöneliktir.

Eğitim, bize öğretilenlerin hepsini unuttuğumuzda geriye kalan şeydir. Bu yüzden darb-ı mesellerde baba oğluna ‘ben sana kral olamazsın demedim, ben sana adam olamazsın dedim’ diye seslenir…

Rıfat Ilgaz, Mahmut Hoca’ya; “okul, dört tarafı duvarlarla çevrili beton parçası değildir” dedirtir ya da Hababam’da…

*

Bildiğimizi düşündüğümüz dünyanın tepetaklak oluşunu hazmetmeye çalışırken,  en özen göstermemiz gereken eğitimin bu pusulasız gidişatından ‘nasıl bir insan modeli’ çıkacağını öngörebiliyor musunuz?

Bizden çok daha fazla can kaybı olan ülkelerde okullar yeni anlayış/yeni düzenlemeler/tedbirlerle açılırken, Avrupa’da okul açmayan ülke kalmazken, zaten kör topal olan eğitim sistemimizin pandemiyi fırsat sayıp kötürümleştirilmeye çalışılması… Sizin de içinizi daratlmıyor mu, karartmıyor mu? Korkutmuyor mu?

… “Yıllardır kendini bulutlarda saklayan

İllegal bir yağmurum.

Bir yağsam pahalıya malolacağım.

Ben bir bodrum kat kızıyım bayım

Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum

Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum

Fakat korkuyorum. Birazdan da

Kırk üç numara ayakkabılarınızla

Bahçede oynayan çocukların üstüne

Basacaksınız

Bu hiç iyi olmaz bayım!”(*)

 

 “Birinci Dünya Savaşında Alman karargahı ile Avusturya-Macaristan karargahı arasında bir telgraf değiş tokuşuyla ilgili eski bir espri vardır. Berlin’den Viyana’ya giden mesaj “Cephenin bizim tarafında durum ciddi ama felaket değil” ve Viyana’nın yanıtı da “Bizde durum felaket ama ciddi değil” şeklindedir.”(**)

İster çocuğumuz olsun, ister olmasın; geleceğimiz için bu felaketi ciddiye almak, Milli Eğitimi, iktidarı, muhalefeti zorlamak zorundayız. Yoksa bu işin sonu hiç de iyi olmayacak bayım…

***

(*) Didem Madak

(**) Dünyaca ünlü sosyolog, kültür eleştirmeni ve felsefecisi, akademisyen Slavoj Zizek’in  rt.com sitesinde yayımlanan analizini çevirmişti geçen gün Ayşen Tekşen.  Julian Assange’ın haklarının elinden alınışı üzerine kaleme alınan yazının girişindeki bu anektod, Viyana’nın yanıtı, karşılaştığımız bütün krizlere nasıl tepki verdiğimizin bir modelini sunar gibidir: “Bir felaketin yaklaştığını biliyoruz, medya bizi sürekli uyarıyor ama nedense durumu ciddiye almaya henüz hazır değiliz…”  Çevirinin tamamı https://www.a3haber.com/2020/09/22/zizek-julian-assangea-yapilan-muamele-herkesin-kisisel-ozgurlugune-saldiridir başlığı altında

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 4 yorum var, 4 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Mehmet Refik Soyer 26 Eylül 2020 Cumartesi 17:36

Aklina, bilgine, yüreğine ve elbet kalemine sağlık sevgili Gönül. Yararlı, öğretici, düşündürücü ve uyarıcı bir mükemmel yazı. Hele pedagojik ve toplumsal sosyo- politik ve de ekonomik yanları gercekçi , acıtıcı...

Yorumu oyla      0      0  
Esin Kurt 26 Eylül 2020 Cumartesi 15:27

Yazdıklarınıza bir emekli öğretmen (öğretmenlikte emeklilik olmaz ama ....)olarak aynen katılıyorum.Senelerce önce bir öğrencimin dediği gibi;”Bizim evimiz, perdesi,koltuğu,masası olan bir ev ama YUVA değil demişti.İşte okulların da yuvalaştırılması en yakın zamanda tedbirler alınarak gerçekleştirilir...Teşekkürler??

Yorumu oyla      0      0  
Hürol Dağdelen 26 Eylül 2020 Cumartesi 10:05

Bugün yaşadığımız eğitim ve öğretim çıkmazını özetleyen nefis bir yazı.. Kalemine, yüreğine sağlık Gönül ablam. Sağlıkla, sevgiyle.

Yorumu oyla      0      0  
Fergül Yücel 25 Eylül 2020 Cuma 13:23

Çok derin düşünceler bunlar..canımız ciğerimiz çocuklarımız,gelecek nesil için bugün " birşey yapmalı" dememiz gereken ciddi bi sorunla karşıkarşıyayız.Cok can alıcı bir soruna çok doğru bir yaklaşım,acil bir uyarı.Teşekkurler Gönül Soyoğul.

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Fikret İlkiz
Yargıyı alkışlamak
Dr. Tuncay Filiz
Dayan tırnak ile diş ile…
Sercan Avcı
Soyer'in 550 günü
Gönül Soyoğul
"Şehir Eskişehir'dir", ya İzmir?
Taha Okan
HDP kullanılarak CHP'ye tuzak mı kuruluyor?
İlker Ağın
İnceden inceye...
Seray Akın Ürkmez
İnsanın son mülkü
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri