POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Ukrayna’da askeri uçak düştü: 22 ölü
Ukrayna’da askeri uçak düştü: 22 ölü
Bakan Koca son 24 saatin verilerini açıkladı
Bakan Koca son 24 saatin verilerini açıkladı
Bakan Koca açıkladı: İlave tedbir kararı alınacak mı?
Bakan Koca açıkladı: İlave tedbir kararı alınacak mı?
Kobani olayları: 7 milletvekili hakkında fezleke
Kobani olayları: 7 milletvekili hakkında fezleke
Gönül Soyoğul
Fırtınanın gözünde, eylülde...
15 Eylül 2020 Salı

“Ben her yıl eylülün çıplak ayaklarına bir yazı adarım.

Ve ben eylüle akarım

Bir hüzün gibi akarım ben eylüle,

Kanayan bir aşk gibi akarım,

Siyah şallara bürünmüş bir genç ölüm gibi akarım… (*)

90’lı yılların hangi ikinci rakamındaydık hatırlamıyorum, belki 97, belki 98 veya öncesi.

 ‘Şok’ haberlerden, her gün gündemin kararan başlıklarından sıtkı sıyrılmış/içi kalkmış dönemin patron vekili, yazı işlerine buyurmuştu ‘tez iyilik haberleri istiyorum, yetti canıma!’

Yaşamının önemlice bölümünü yurt dışında geçirmiş, Türkiye gündeminden kopmasa da takip ettiği batı basını ‘şok’lanmamış olduğu için, yazı işlerinin her gün önüne koyduğu haber menüsünün neredeyse tamamının ‘kara haber’den oluşmasınının nedenini, biraz da biz gazetecilerin ‘karamsarlığından/pesimitliğinden’ kaynaklandığını düşündüğü için, hepimizi okuyucunun ‘içini açacak’ haberler bulmakla görevlendirmişti.

 ‘Durum değişmiyorsa, bakış açınızı değiştirin’ diyordu bir anlamda, zorla da olsa.

‘Pembe gazete’ böyle doğmuştu.  Böylece çok eski bir gazeteci geyiğini (*) de ete kemiğe büründürüyorduk. Adını muhtemelen yazı işleri toplantısında kararlaştırmış, ana gazetenin arka kapağını, içinden iyilik fışkıran, umut vaat eden, gülümseten, sevimli, esprili ‘pembe’ haberlere ayırmıştık.

Gel gör ki, durumlar hiç de ‘pembe’ gitmedi.

Sayfanın editörleri sık sık değişiyor, kimse ‘pembe gazeteyi’ yapmak istemiyordu. Çünkü sayfayı oluşturacak şirin/sevimli/umutlu haberleri bulabilmek için, gazetecilik deyimiyle gündem yolunuyor, tırmalanıyordu. Dış haberler takviyesi de durumu kurtarmaya yetmiyordu. Böyle günlerde devreye ilan servisi sokuluyor, sayfanın yarısı ilanla kapatılınca, kalan yarım sayfayı doldurmak, nispeten kolaylaşıyordu.

‘Bunun neresi pembe’ diyen patron vekilini memnun etme konusuna ise girmiyorum bile…

Tamdan yarıma, yarımdan çeyrek sayfaya, her günden haftada bire derken, pembe gazete sessiz sedasız ömrünü tamamlayıp meslek anıları arasındaki yerini aldı. Her gün güne ‘iyi haberle başlayayım, iyi bir haber paylaşayım’ derken ve çoğu kez bulamazken hatırlatıyorum bu ‘pembe’ anıyı ve ‘mutluluk cimrisi’ bir dünyada yaşadığımızı…

*

90’lı yıllardaki ‘pembe haber’ bulma güçlüğümüzün bin beterini yaşıyoruz şu günlerde, dahası uzun süredir..

Pandemiyle üzerine ‘tüy’ dikilmiş boktan gündemde; kusma isteği, kaçma isteği, bir dolaba kapanıp hiç çıkmama isteği, tası tarağı toplayıp Mars’a yerleşme isteği, dağ başına çıkıp hiç insan görmeme arzusu, ayıları insana yeğleme, taş devrine dönme dilekleriyle, insan halleriyle…

Ya da umudun henüz taze, hayallerin gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olduğu ve yaşama sevincimizin bizi terk etmediği çocukluk günlerimize saklanarak…

Şanslıysak, çevremizde insan kalmaya çalışan üç beş arkadaşa/dosta sarılarak/destek alarak ayakta kalmaya, aklımızı yitirmemeye çalışıyoruz bu alev çemberinde.. Pembeyi ara ki bulasın, yer gök iç karartıcı renklerde, arada bir açar gibi görünse de gök kuşağı; içimizde sanki hiç bitmeyen bir ağıt var. Hava desen hep kurşun gibi…

*

Oturup Eylül’ü yazmak vardı oysa, mevsimlerin, ayların en güzelini, güzü…

“Ayların en güzeli, en sancılısı, en hüzünlüsü, en utangacı ve en mağrurudur... Her şeyin ve bir şeyin başladığı anları kendinde biriktirmiştir... Her şeyden biraz vardır onda.

Başıboş, başı dolu neşemize eşlik eden, kulak verdiğimizde acıya dönüşüveren 6'lı ve 7'li günlerimizin güz sancılı hüzünleri ondadır...

Toprağa düşen bulutun gözyaşısı ondadır... Usulca gelip insanı bulan ayrılığın hüzünleri ondadır...

Akıp giden hayatın içinden öyle aniden beliriveren, bir kadının getirdiği özlem dolu sabahların tarifsiz hüznü ondadır...

Durağanlaşmaya, dinginleşmeye, sessizleşmeye başlayan her şeyin ve bir şeyin ilk halleri ondadır...

Kanat çırpmaya başlayıp uzak kentlere doğru gitmesini bilen kuşların ilk gitme halleri ondadır...

O kuşlar da göçüp gidince, önce bir bir, sonra hep birlikte yeryüzü toprağına düşmeye başlayan yaprakların sahibi ağacın kimsesizliği ondadır...

İnsan yüzlerini öpmesini bilen rüzgarın o hoş, o sıcak, o savruk ürpertisi ondadır...

Kışın karlı soğuk ayazında bütün suçluluğunu bilmeye başlayan yoldaşı ağustos böceğine, kapıyı açmayan vefasız karıncanın yuvasına çekilmeye başladığı yürümelerin ilk adımları ondadır...

Kendisine hayatta yer açıldı diye usulca gelip ayaklarınızın dibinde uykuya dalmaya başlayan bir kedinin hırıltısının sesleri ondadır... Gelmesini istediğimiz, ama gelmeyen, bir türlü gelmek bilmeyen ve olmayan barış(ımız)ı kutlamaya başladığımız gün de ondadır.

İşte biraz çok, biraz az böyledir ayların en güzeli, en sancılısı, en hüzünlüsü ve en utangacı olan Eylül...

Derler ki bütün mevsimlerin amacı da Eylül'e varmakmış... En çok da yaz varmak istermiş... Bunun için önüne ne çıkarsa süpürürmüş Eylül'e doğru... Çünkü onun aklı Eylül'deymiş... O, Eylül'e sevdalıymış.

Şairler de Eylül'e sevdalıymış... Eylül'ü beklerlermiş yazmak için... Eylül'ün hüznü, ayrılığı, özlemi, hasreti, sancısı gelip konuverirmiş sözcüklerine.” (***)

Yazamadım. Yazmaya yeltenirken Erbil Tuşalp gitti, 12 Eylül’e 7 kala. O derin karanlığa batırdığı, uçlarını hep haklar ve özgürlükler için sivrilttiği kalemleri serpildi mezarının, doğum gününde buluştuğu toprağının üzerine… “Alnım açık yaptım görevimi, artık kalemler size emanet’ der misali…Hep düşürdüğü maskelere inat, maskelerle uğurladık onu ironi gibi…

*

“Ölüm zordur. Ama üzüntü daha da zordur” der Claude Lévi-Strauss, Yaban Düşünce’de. Ölümün –ya da biz buna her türden “kayıp” diyelim– kendisinden bile zor olan, ardından gelen duygularla başa çıkmak olsa gerek, yani yasla…” diye başlıyordu T24’te Tuğçe Isıyel’in yazısı.

“K24’ün bu ayki dosya konusunu “Yas, Arınma ve İyileşme” olarak belirlememizde elbette pandeminin etkisi büyük. Eski düzenin kaybı da dahil olmak üzere birçok kaybın içinden geçiyoruz usul usul.  Bu dosya tam da bu günlerde olan biteni sembolize edebilmek adına yas meselesini edebi, felsefi, toplumsal, psikanalitik bakış açılarından mercek altına alıyor” diye devam ediyordu.

Haklı, adını koyalım artık. Yas günlerinden geçiyoruz, kimimiz yokmuş gibi yaparak, kimimiz çok farkında. “Kayıpların yasını tutabilmek kolay değil, ama yazarak da yas tutulabilir. Edebiyat psikanalizden önce de vardı ve adı konulmadan, bir ölçüde onun yaptığını yapıyordu zaten” diyor aynı yazıda Hilmi Tezgör. Sevgili Fergül Yücel ‘yüreği yanık yazılarınla hüzünler kraliçeliğin hiç bitmeyecek bu bahtsız ülkede’ diye takılıyor zaman zaman son demlerdeki yazılarımdan ötürü. Yazarak yas tuttuğumu anlıyorum artık… Gift’lerle,emojilerle, videolarla çok eğlenirken, anlık anarşist duyguları tatmin ederken, küçük yaratıcılıklarla narsist yanımı beslerken bile. Yas tutuyorum ben. Klavyeden akan da o…

*

Öylesine çok ki kayıplarımız, hangisini yazsam, biri mutlaka eksik kalacak.

Dışarda afet var, afeti iyi yönetemeyen ülkeler, sistemler ve yöneticiler var, gafil avlanmış insanlık var, sağlık ve bilime yatırımını iyi hesaplayamamış, en çalışmadığı yerden sınava girmiş büyük kapitalizm canavarının bıraktığı gübreler var, her sokak başında.

Ama galiba en önemli , en can alıcı kaybımız umut.

İyi Parti’yi kurduktan 4-5 ay sonra çıktığı gezide, memleket duraklarının güzergahlarından Trabzon’da; Taksim Toplantıları’nda bilimsel araştırmalarla tespit edilen sosyolojik verilerinden bir kısmını halkla paylaşmıştı Meral Akşener.. Genç kızlara, kadınlara "en büyük hayalin nedir?" diye sorulmuş... Birçoğu hayal bile kuramamış. Akşener, "Türkiye hayal kurma yeteneğini kaybetti. Genç işsizlik, kurulan kalitesiz üniversitelerle işsizliği dört sene ötelemiş oluyor. Gençlerin en çok kullandığı kelimeler, 'kader, kısmet, nasip, sağlık olsun' veya 'ne yapalım' diye tespit edilmiş" diyerek ülkeyi resmetmişti.

15 yaşında evlendirilen ve bebeği olan bir kadın, en büyük hayalini, "Bir kuş olup uçmak ve bu ülkeden gitmek istiyorum" diye belirtmiş.

"Gençlerin umudunu çaldılar" diyordu Meral Akşener; "Fırsat eşitliğini yok ettiler, sınıflar arasındaki geçiş imkânlarını yok ettiler. Üniversitelerimiz, adalet sistemimiz ve bütün kurumlarımızın saygınlığını yok ettiler. Bu durumu toparlamak için yeni bir heyecan, yeni bir umut gerekiyordu. Biz bu umudu yeşertmek için yola çıktık. Bu yoldan herkes dönse ben artık dönmem..."

Akşener, yolculuğuna devam ediyor etmesine de dertlerimize bir de pandemi eklendi o günden bugüne; umut edebilmek için kendi kendimizle savaş vermemiz gerekiyor adeta. Fırtınanın gözündeyiz çünkü.

İçine çekildiğimiz/düştüğümüz bu girdapta, mücadele etmek için yeni araçlar bulacağımızı, kibir ve bencilliğimizle zarar verdiğimiz, sömürdüğümüz her tür canlı ve cansız dünyaya daha fazla saygı duyacağımızı umut etmeyi kaybetmemeye çalışarak…

Melih Cevdet Anday’ın dediği gibi hani.

“Küçük bir inanç yeter bana,

Ve güze inanabilirdim.”

(*) Ahmet Altan, eylül şiirinden.

(**) Çok eski, çok da keyifli bir gazeteci geyiğidir. Baba Rockefeller, hani şu yeryüzünün gelmiş geçmiş en zengin adamı olarak ünlenen, petrol ve çelik ve banka imparatoru John Davison Rockefeller 98 yaşında, artık pilinin bittiği günlerde yatağa düşmüş. En iyi hastanelerde en ünlü doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar etrafında pervane. Oğulları “biricik babalarının” üzülmemesi, mutlu olması için sahibi oldukları büyük gazetelerden birine talimat vermişler. Her gün baba Rockefeller için tek (evet tek) bir nüsha gazete basılıyormuş. Haberiyle, köşe yazarları ile, hava durumu, ekonomi, dışpolitika, sanat kültür, spor, magazin sayfalarıyla, sadece mutlu haberlerden oluşan, sahici bir pembe gazete. Baba Rockefeller her sabah gazetesini okumuş, ölene kadar mutlu olmuş ve mutlu ölmüş.

 (***) Bianet, Kenan Tekeş, Her Ömrün Bir Eylül’ü Vardır yazısından, 2013

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 4 yorum var, 4 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen 1 yorum var.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Münire Susam 22 Eylül 2020 Salı 12:41

Kalemine sağlık ??Gönülcüm

Yorumu oyla      0      0  
Ali T. Güneş 16 Eylül 2020 Çarşamba 18:55

Ne kadar net, ne kadar akıcı, her şeyi ne kadar yerli yerinde bir yazı. Yana yatmış medya ortamından dolayı yıldızı parlayamayan büyük bir değerin çok güzel bir yazısı..

Yorumu oyla      0      0  
Halil Vural 15 Eylül 2020 Salı 14:18

Eline sağlık Gönül abla.. Evet o “pembe sayfa” için az tırmalamadık gündemi.. Yine de birkaç tane zorlama haberle sayfayı bitiriyorduk. Rockefeller kılıklı patron vekili de sürekli bizi aşağılayıcı bir ifadeyle “olmuyor” diyordu.. Ya bugünlerde yapsaydık sayfayı... Hiç bir güzel haber bulamayacaktık... Artık geçti gitti o günler... Herkes yaptıklarıyla anılıyor... Kimisi iyi kimi de kötü...

Yorumu oyla      0      0  
İbrahim Yüncü 15 Eylül 2020 Salı 11:26

Siyah beyaz Cumhuriyet Gazetesi okuyarak gencliğimiz geçti. Bir yandan da boyalı basın dedikleri çengili, çalğılı basın vardı. Arkadaşlar arasında gündem farklılaşmaya başlamıştı. İlginç olan hayatı siyah beyaz yaşayanların, pembe dünyayı anlatması ya da tersi .... Bu gün siyasiler bu işi pek güzel beceriyor.

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Gönül Soyoğul
Eğitim de eve sığar mı?
Taha Okan
CHP ve İYİ Parti'ye kim operasyon yapıyor?
Fikret İlkiz
İstanbul Üniversitesi Fahri Doktoru AİHM Başkanı Yargıç Spano
Sercan Avcı
CHP'de olaylı kongrenin siyaseten anlattıkları!
İlker Ağın
İnceden inceye...
Seray Akın Ürkmez
Havai ve tehlikeli fişek
Dr. Tuncay Filiz
Sanma ki biri seni anıyor…
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri