POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Beştepe'de kritik görüşme: Erdoğan Pence'i kabul etti
Beştepe'de kritik görüşme: Erdoğan Pence'i kabul etti
HDP'li Hakkari Belediye Başkanı tutuklandı
HDP'li Hakkari Belediye Başkanı tutuklandı
'Rusya, YPG'yi bölgeden çıkartırsa karşı çıkmayız'
"Rusya, YPG'yi bölgeden çıkartırsa karşı çıkmayız"
Atatürk'ün doğduğu eve saldırı girişimi
Atatürk'ün doğduğu eve saldırı girişimi
Gönül Soyoğul
Güven(me) bana!
16 Eylül 2019 Pazartesi

Kendimize bir tür sığınak, nefes alanı yaratacağız diye dünyayı ve hayatı değiştiremeyen milyonlarca sayın seyirci gibi, elimizdeki kumanda ile kanal değiştirmiş, yabancı dizilerde/filmlerde gezinmiştik yaz boyu.

Her tür tamiratı, her boyda/ebatta, karada/denizde/ağaçta evin nasıl yapılacağını, nasıl dekore edileceğini, eski arabaların hangi aşamalardan geçtikten sonra satışa sunulacağını, obezite hayatların nedenlerini/tedavilerini de hatmedip… İngiltere’nin sanayi devrimini ‘antikalar’ üzerinden okumayı da öğrendikten sonra… Eski bölümler önümüze kakalanmaya başlayınca biraz mecburiyetten, biraz da ‘hadi bakalım, biz yokken yerli kanallarda kim kimi boğazlamış, hangi cahillik yenilenmiş’ merakıyla döndük tilki dükkanlarımıza.. Açılışı da pek haz etmediğim Müge Anlı’nın yarışma programı ‘Güven Bana’yla yaptık.

Dejavu ve jetlag karışımı bir duygu, yapmaz olaydık! 

Gel de şimdi bıçak gibi dilini saplamakla kalmayıp kanırtırcasına çevirtip akıttığı kanlı/canlı cümlelerini, yorumlarını arama Perihan Mağden’in.

“Onlar mikro kozmoslarında dolanırlarken, kendilerini teşhir ederlerken, rezil olurlarken; Türkiye'yi seyrediyorum, postmortem dünyayı seyrediyorum” diyen… BBG evinin, evlilik programlarının/reality showların anlatıcı kraliçesinin ‘insan zehirlenmesi diye bir şey var’ cümlesinin ne menem anlamını. Yüz kızartan bir şey yaşandığında annemin ifadesiyle insan zebilliğini,  ‘niye böylesine lanetlendik ki’ sorusuyla iç içe yaşadık cumartesi akşamı, iç kararmasıyla…

İzlememiş olan talihliler için kısaca özetleyeyim. Yarışmanın formatı sadece soruları bilmek yarışmak değil, karşılıklı güvenmek. İlk kez yarışma koltuğunda tanışan iki yarışmacının, soruları bildikçe, kazandıkları miktar arttıkça, verdikleri güven sınavının dozunun artışına şahit olmak. Tanıtım sloganı da bu minvalde zaten: ‘Kazanmak için güvenmeye, güvendiğiniz için kaybetmeye hazır mısınız?’

Nasıl? Hayatınızdan/şahsi tecrübelerinizden tanıdık geldi mi bu kazanmak/kaybetmek mevzuu?

. . .

Bir koltukta, Antalya’da yaşadığını öğrendiğimiz Azeri yarışmacı Gülüstan Batu, diğer koltukta İstanbul’dan katılan Muhsin Divan. Her iki yarışmacının da localarda yakınları oturuyor. Eşleri, çocukları, amca yeğen arkadaş, her ne varsa güvendikleri, yarışma esnasında görüşlerine başvurup değerlendirme yapacakları…

Ve 15 soruluk tur başlıyor. Muhsin Divan ve Gülüstan Batu ‘birbirine güvenerek’ sadece 1 yanlışla finale 147.500 TL ödüle ulaşıyor. ‘Birbirlerine güvenerek’ sözcüğü anahtar cümle bu arada.

Format gereği arada ailelerine danışan yarışmacılardan Gülüstan Batu, bizlerin de duyduğu bu konuşmalarda, soruları Muhsin Divan’ın bildiğini, dolayısıyla butona basmasının ayıp/vicdansızlık olacağını söylüyor ailesine her seferinde. Zira butona basmak demek, o ana kadar kazanılan paraya tek başına sahip olmak demek yarışmada. O yüzden ‘güven’ önemli, malı tek başına götürebilirsin, öteki yarışmacıya avucunu yalatabilirsin zira. Gülüstan Hanım, yüreğinin bütün güzelliğiyle, ‘O butona bassa da üzülmem, sonuçta soruları o bildi, ansiklopedi gibi adam. Ayrıca bana güven diyor, güvenmek lazım sonuçta, herkes kötü değil ya, bana güvenilir geldi’ diyor ailesine ki, onlar da kendisi gibi, güvenmeye dünden razılar…

Muhsin Divan cephesi karışık. Kızı, butona Gülüstan Hanım basmadan basılması gerektiğini, oğlu ise yarışmanın paradan öte bilgiyle ön plana çıktığını, böylece devam etmek gerektiğini, ayrıca diğer yarışmacının butona basmayacağını düşündüğünü söylüyor, babasına her görüşmede butona basmamasının, parayı yarı yarıya bölüşmesinin daha şık olacağını tekrarlıyor efendilikle. Karısı mütereddit; kâh kızından yana çıkıyor, kâh oğlunun şövalyeliği karşısında, yarım ağızla mırıldanıyor ‘eh madem’ mealinde.

Muhsin Divan’ın beden dili, fır fır dönen gözleri ‘bana sakın güvenme’ diye bağırsa da sözleri öyle değil. Kazanmayı umduğu para ile Antalya’da lisan okulu açmayı planlayan Gülüstan Batu’ya ‘güven bana, yarışmaya devam edelim, parayı da ikiye bölelim. Ama sen de bana söz ver, benim seçeceğim on yoksul öğrenciyi bedava okutacaksın, anlaştık mı’ diyor. Öylesine âlicenap, çelebi.

 Yetmiyor, ‘sen bir güven abidesisin’ diyor kadına.

Yetmiyor, kendisine ‘sizin bilginiz sayesinde kazanıyoruz’ diye açık kalplilikle iltifat eden kadına, ‘olur mu canım, bunda sizin pozitif enerjinizin, duruşunuzun payı var, para ikimizin’ diyor. Her fırsatta ‘bana güven, ben sana güveniyorum’ diyor gözlerine/gözlerimize bakarak.

Güveniyor Gülüstan Hanım. Son final sorusundan, 147.5OO liranın kazanılmasından sonra, paranın eşit paylaşılacağı son saniyede butona basıveriyor Muhsin Divan poker suratıyla.

Gülüstan Hanım’ın gülümsemesi donuyor, Müge Anlı dahi ‘açıkçası hayal kırıklığı yaşadım’ diyor, ekran başında biz, yüzümüz al al kalakalıyoruz. Biz diyorum, zira bilgisayara başına geçince görüyorum ki ‘güven’le kolkola gezen ‘ihanet’den ötürü kızgınlık ve utançla harmanlanan sadece ben değilim.

Muhsin Divan’ın ekşi sözlük’te 6 sayfalık bir geçmişi var. Tansu Çiller’in en yamacındaki kişiden, Şişli’de AKP adaylığına evrilmiş siyasallığı bir yana, katılmadığı yarışma yok gibi bir profesyonel, kadrolu yarışmacı. Hırsıyla bilindik. Sevimsizliğiyle tanıdık. Merak edenler ekşi sözlük’te Muhsin Divan adıyla gönderilen yorumlara bakabilirler, ben birini bırakayım buraya:

"Güven bana yarışmasında parayı tek başına alarak bilginin karakter oluşumunu etkilemediğini ispatladı. Bilgi seviyesi yüksek olmayan bayan yarışmacının yüksek karakter sahibi olduğu, bilgi seviyesi yüksek yarışmacının sözünün ve karakterinin yetersiz olduğu güzel bir toplumsal örnek oldu. Okullarda bunu örnek olarak vermek gerekir. İnsanlara bilgisi veya gücü için değil, karakteri için saygı duyulması gerçeğini vurguladı. Yarışma sonucunda ortaya koyduğu tavırla, bilgili olmak ile erdemli ve bilge olmanın aynı ya da benzer şeyler olmadığını öğretmiştir bize…”

. . .

Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu güveni, çok da uzun olmayan bir geçmişte ‘itimat’ olarak kullanırdık. Tüm iletişimimizi, sosyal, siyasal ve ticaret hayatımızı kökünden etkileyen bu güçlü kelimenin, ‘itimat etme’nin sadece sözle değil, davranışlarla, söz ve eylemin tutarlılığı paralelinde yürüdüğünü bilirdik. Sadece bir ‘bakkaliye’ adı değildi ya da bir ticarethane. Tertemiz bembeyaz bir geçmiş değildi elbet de ‘itimat bakkaliyeleri’ kapanıp ‘itimat’ da tedavülden kalkınca, geriye kalan ‘güven’ de ancak bu kadar olabiliyor sanki.

Uzun süre önce bir edebiyat söyleşisinde 'kayıp sözcükler niçin önemlidir? Bize kendilerinden başka neleri kaybettirmişlerdir' sorusunu, Murathan Mungan, şöyle cevaplıyordu:

"Özellikle bizim gibi dili sorunlu olan, alfabesini değiştirmiş, beş yüz yıl boyunca konuştuğu sözcüklerden vazgeçmiş ülkelerde dil, kültürel bir bariyer teşkil eder. O dil kendi ulusal kimliğine yönlendirildikçe, kimi eski deyimler ve kavramlar hayattan çıkarılır. Ama sadece o sözcükleri çıkarmış olmazsınız hayatınızdan, o sözcüklerin karşılık geldiği değerleri de ortadan kaldırırsınız. İzzetinefis (onur, haysiyet, özsaygı) sözcüğünü kullanmadığınız zaman izzetinefsin kendisi de çekip gider hayatınızdan. Şairin Romanı’nın yazıldığı ülkede yaşayanların büyük çoğunluğunun hayatlarını üç yüz kelimeyle geçirmesi hazin bir şey."

"Kelimeler, mevcut bir içeriği boca ettiğimiz bir kova veya fıçı değil. Kelimeler kaynaktır, pınardır. Anlamları sadece taşımaz, onlara şekil verir, onları yoğururlar. Kelimenin kaynağındaki unutulmuş üçüncü beşinci anlam, bazen onun carî harcıâlem kullanımının sakladığı bir sırrı ele verebilir. Aynı kelime, bir siyasî bildiride farklı, bir iddianamede farklı, medya bülteninde farklı, gündelik kullanımda ayrı bir türlü bükülebilir. Onların tersini yüzünü çevirip bakmayı ihmal etmemeli. Kelimeleri ‘kaptırmamalı’. Kelimelere edebî bir alâkayla ve aşkla bakmayı, sadece edebiyat uğraşına mahsus saymamalı. Bu yazılarda, kelimelere merakla ve evet, aşkla yaklaşmanın, pekâlâ politik bir anlamının olduğu fikrinin peşindeyim" diyordu Tanıl Bora da ‘Zamanın Kelimeleri’ için..

. . .

Yarışma sonrasında asaletinden bir gram bile kaybetmeden, dile getirdiği hayal kırıklığını ‘insanlara güvenimi kaybetmiştim bir süredir. Muhsin Bey’e güvenmek istedim, onun gözlerime bakarak ‘güven bana’ sözüne haksızlık etmek istemedim. Herkes kötü değil ya dedim. Kaybettiğim paraya değil ama bana yeniden insanlara güvenilmeyeceğini göstermesine üzüldüm. Bana ‘sadaka’ gibi, “sana da bir miktar vereceğim’ demesine kızdım. Para ne ki? Ben okulu açarım bir şekilde. Kaybettiğim güveni geri getiremem artık ama…” diyen Gülüstan Batu, en hassas, en yaralı olduğumuz yerden yakaladı bizi.

Ne genel, ne yerel siyasette, ne ticarette, ne iş, ne arkadaşlık hatta gönül ilişkilerinde az rastlandığını, kaybettiğimiz pek çok değer gibi, güvenin de ‘itimat’la birlikte buharlaştığını… Güvensiz kalplerimizi karaktersiz insanlara borçlu olduğumuzu hatırlattı bir kez daha… Seyircisi olduğumuz rezilliğin aslında her birimizin hayatını az ya da çok, şöyle ya da böyle ele geçirdiğini.

İzzetinefsi, haysiyeti, samimiyeti, itimadı ve daha nicelerini tedavülden kaldırdık; ‘ahlak’ı bıraksaydık bari, ‘etik’le gizlemeseydik keşke..

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Hürol Dağdelen 19 Eylül 2019 Perşembe 21:53

Hayatımız boyunca güven sınavlarına gire gire helak olduğumuz bu dünyaya örnek bir yazı... Eline, yüreğine sağlık... Sevgiyle kal.

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Fikret İlkiz
Guernica: Hissetmek ve barışa tanıklık
Dr. Tuncay Filiz
Tırnaklarımızın rengi sağlığımızın sinyalidir
İlker Ağın
Hangi uzlaşı?
Gönül Soyoğul
Hayat rakamlara sığar mı?
Seray Akın Ürkmez
Picasso'nun galaksisi İzmir'den seyrediliyor
Sercan Avcı
Deniz Yücel'in istemeyeceği bir rakip
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri