POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Mesut Yılmaz yoğun bakımda tedavi altına alındı
Mesut Yılmaz yoğun bakımda tedavi altına alındı
İYİ Parti'de Akşener yeniden genel başkan!
İYİ Parti'de Akşener yeniden genel başkan!
Bakan Akar: Yunan basın tarihinde kara bir leke!
Bakan Akar: Yunan basın tarihinde kara bir leke!
Akdeniz'de 4,2 büyüklüğünde deprem
Akdeniz'de 4,2 büyüklüğünde deprem
Gönül Soyoğul
Hayallerimiz mi güzeldi geçmiş mi?
12 Ağustos 2020 Çarşamba

‘Anneme benzemeyeceğim, annem gibi olmayacağım’ diyerek büyürken, bir de bakarız ki aynadaki tıpkı annenin sureti. Eşine seslenirken, oğluna çığırırken,kızına avazlanırken, tencereye son dokunuşu yaparken birden kendine gelirsin ki; sen , sen değilsin, sen artık annensin. Ağzından çıkan deyiş, yazıya koyduğun son cümle, kullandığın benzetme/atasözü/deyim, senin çocukluğun… Ayıkladığını, geçtiğini sandığın bütün geçmiş seninle, yanıbaşında, yastığında… Sadece huzurla değil, acısıyla, kahkahasıyla, kederiyle, olanca ağırlığıyla…

“Kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu

yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen?”

Nasıl kıkırdardın mesela ‘ahir zamanlar bu günler’ deyişine.

Etrafında olup biteni anlayamadığı, yeni gelen eskiye burun kıvırdığı, babanın yanında ayak ayak üstüne atıldığı, ‘ben hiç çocuk doğurmayacağım,hatta hiç evlenmeyeceğim’ denildiği, ‘çeyiz sandığı da neymiş’ diye isyan edildiği, kadınlar erkekler gibi sigara içtiği, etek boyları kasıklara dayandığı için dünyanın son günlerini yaşamakta olduğuna inanmış bir kadını küçümsemek… ‘İsrafil suru üfürmüş mü yani’ diye alaylı sormak…

Çok yıllar sonra  ‘ya bu günleri görseydi ne derdi acaba?’’ diye bu kez kendinle alay ettiğine şahit olmak…  Geçmişi, bugünkü aklında/yaşadıklarınla değerlendirmek, saflıkla saf mutluluk arasındaki farkı görmek, sizi de gerçeğe yaklaştırmıyor mu?

Hiç aklına gelir miydi tıpkı onun gibi ‘bizim zamanımızda’ diye başlayan cümleler kullanacağın mesela? Ya da bir sohbete  ‘eskiden’ diye başlayacağın?

‘Doluya koysan almıyor,boşa koysan dolmuyor’ günlerindeyiz de, bu sözü annen de ‘60 yıl önce’ kullanırdı, ‘dolan neydi, boşalan ne’ diye düşüncelere dalacağını tahmin edebilir miydin o zamanlarda?

Geçmişe gidip sık sık çocukluk/gençlik günlerine sığındığın anlarının, aslında bugünkünden çok daha iyi olduğu, ne kadar gerçek?

Doğalgazlı, kaloriferli, klimalı evlerde otururken, sobanın etrafında toplaşılmış, üzerinde kestane közlenmiş, fokurdayan çaydanlıktan tüten buharla kafa bulmuş gibi o günlere dönmek mümkün olsa döner miydin? 5 kişi tek odaya tıkıştığını, yüzün ısınırken kıçının ayazda kaldığını, tek odada yanan sobanın sıcaklığından buz gibi helaya gitmemek için dişini son ana kadar sıktığını, kömürün/odunun küllerinin pisliğini her gün temizlemek zorunda olduğunu, ağır kömür kovalarının nasıl taşındığını, baca kurumdan tıkanınca isin dumanın odaya dolduğunu, annenin babanın bu yüzden kimbilir kaç kez kavga ettiğini niye hatırlamıyorsun? Közlenmiş kestanede takılmak niye?

Bayramlar yeni bir giysi, bir çift kırmızı iskarpin, kolalı kurdela, şeker, pamuk helva, baklava, kalburabastı, içi harçlıklı mendil, sokakta ‘kim daha çok şeker topladı’ rekabeti, öyle mi? O evi bayrama hazırlamaya çalışan annenin yorgunluğu, sabaha kadar oturup sana/ağabeyine yeni bir kazak örmenin göz nuru, leğende perdeleri ,divan örtülerini yıkamaya çalışmanın zorluğu… Baklavanın ılık şerbeti için babanın fazladan mesaiye kalması, eve alınacak alt tarafı bir kilo misafir şekeri/çay/kahve için yükselen tansiyon, inancı olmasına rağmen kurban kesemediği için kendini  yiyen, kendini yerken etrafa , en çok da annene hayatı zehir eden baban nerde geçmişinde? Şimdi kurduğun  “kapitalizm, kendisine yalnızca taze ve ucuz bir işgücü kaynağı değil, aynı zamanda eskiden kadının ev içi emeğiyle karşılanan alanı piyasa ekonomisinin girdabına çekerek, muazzam bir kâr alanı da bulmuştur” cümlesi niye aklına gelmiyor çocukluk yıllarına döndüğünde? Annenin nasıl da ezilmiş/hakkı yenmiş bir kadın olduğunu değil de onun ekmeğe sürdüğü Sana’lı ekmeğin, üzerine serptiği toz şekerin tadını hatırlıyorsun matahmış gibi…

Çarşıya çıkmak ya da başka semtteki bir akrabasına gitmek için babandan izin almak zorunda olan annen… Bir arkadaşına gitmek için annenden izin alan sen…  Etekboyuna karışan herkes… Eve gidiş gelişini mobese gibi kaydeden mahalle teyzeleri… Yolda eskaza bir erkek arkadaşla seni görüp ağabeylerine durum raporu  veren namus bekçileri… ‘Kanatlı’ icat edilmediği için  eski patiskalardan yapılmış aybaşı bezlerinin evde erkek yokken yıkanacağı, durumun/karın ağrılarının  babaya/ağabeye asla çaktırılmayacağı stresi..  Eğer okuyup iş güç sahibi olmazsan, annen gibi babadan para isteyip yerine azar işiteceğin korkusu…

Şiddetin kol gezdiği evlerin, anlaşılamayan çocukların, sıkıntıya bulanmış evliliklerin, hastalıkların ve kavgaların hiç eksik olmadığı, yoksullukla katmerlenmiş mutsuz ailelerin varlığı, sadece şimdiye mi mahsus?

“Birbirimizden nice hüzünler gizliyoruz” diyen Adalet Ağaoğlu nasıl da haklı.

Albümler, sadece güzel anlara ait fotoğraflarla dolu. Acılı günlerin fotoğraflarından oluşmuş bir albüm hiçbirimizin evinde yok. Hiç acılı günümüz olmadı demek mi bu? “Yaşamımız daha baştan ‘inkar’ üzerine kurulu”nun itirafı mı yoksa?

Hayır, geçmiş tümüyle güzel falan değil, sadece ‘geçtiği’ için, şu ana kadar geleceğimizi bildiğimiz için güzel geliyor gözümüze; geleceği bilmeden o geçmişte yaşamaya kaç talipli var aranızda?

Hani şu ayılıp bayılarak andığımız 80’lere, 90’lara dönmeye mesela?

Anarşist ilan eden 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, 230 bin kişinin yargılandığı, 7 bin kişi için idam cezası istendiği, 517 kişiye idam cezası verildiği, haklarında idam cezası verilenlerden 50'sinin asıldığı, 98 bin 404 kişinin örgüt üyesi olmak suçundan yargılandığı, 388 bin kişiye pasaport verilmediği, 30 bin kişinin sakıncalı olduğu için işten atıldığı, 14 bin kişinin yurttaşlıktan çıkarıldığı, 30 bin kişinin siyasi mülteci olarak yurtdışına gittiği, 300 kişinin kuşkulu, 171 kişinin işkenceden öldüğü, 937 filmin sakıncalı bulunduğu için yasaklandığı. 23 bin 677 derneğin faaliyetinin durdurulduğu,  3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildiği… 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendiği, gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildiği, 31 gazetecinin cezaevine girdiği, 300 gazetecinin saldırıya uğradığı, 3 gazetecinin silahla öldürüldüğü, gazetelerin 300 gün yayın yapamadığı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldığı, 39 ton gazete ve derginin imha edildiği, cezaevlerinde 299 kişinin yaşamını yitirdiği, 144 kişinin kuşkulu bir şekilde öldüğü, 14 kişinin aynı dönem yapılan açlık grevlerinde öldüğü, 16 kişinin -kaçarken- vurulduğu, 95 kişinin -çatışmada- öldüğü,  43 kişinin -intihar ettiği- 80’li yıllara, ha?

90’lı yıllardan aklımızda kalan ‘vintage’ olabilir. “Meclise girmesinler ama dağa da çıkmasınlar, barışmayalım ama savaş da sürmesin, birlikte yaşamayalım ama ayrılmasınlar” dediğimiz Kürtler, moda deyimiyle ‘Düşük yoğunluklu savaş’, 40 bin ölü, faili meçhuller, yakılan köyler, 400 bine yakın insanın köylerinden göç etmek zorunda kalması, babasız çocuklar,evlatsız analar, tıka basa hapishaneler, sürgünler peki?

Şarkılar müthişti, Türk popu şahlanmıştı, hala zevkle dinler, temaşa ederiz de… Ardımızda bıraktığımız sadece ‘kaybolan yıllar’ şarkısı değil ki…

*

Bir şeyleri gerçekleştirmenin artık çok daha zor olduğu bu dünyada, geçmiş dönemlere bakıp bunları gerçekleştirmenin daha kolay olduğunu görüp geçmişe özlem duymaya başlıyoruz. İnsanlara güvenmeyi özlüyoruz geçmişte ne kadar saf olduğumuzu unutup. Hayat koşulları böyle zor olmasaydı, insanlar gerçekten her alanda kaliteli  şeyler üretmek için kollarını sıvasaydı, para her şeyin önüne geçmeseydi, lümpenlik ayrık otlar gibi bu denli yayılmasaydı, belki de geçmiş bize bu kadar güzel gelmezdi.

 “Sen aslında var ya çok süper bir herifsin/kadınsın da işte bunun farkında değilsin. Bak şimdi, her gün hayatının ilk günü. İçindeki dombiliyi açığa çıkar” diyen hayat koçları, içimizdeki dombilinin hangi yangınlardan çıktığını hatırlatma görevini de üstlenselerdi keşke.

Belki de 'kendimizi' bulabilmemiz için, 'kendimizden' kaçmamız gerekiyordur önce...

Belki  yumruklarımız sıkılı olduğu için net düşünemiyoruz şu anda.

*

"Nerede o eski bayramlar?" tadındaki geçmişi kutsama akımından sıkıldım. Çünkü dünya geçmişte de berbattı! Hatta daha da berbattı!

 Hayatın; sıcacık aileler, birkaç ‘gerçek kötü’ dışında hep minnoş ve iyi insanlar, düdüğüyle bizi güvenlere gark eden bekçi amcalar, Hulusi Kentmen patronlar, hep mağdur olana kucak açmış karakollar, neşeli mahalleler, sevginin daima kazanması vs. vs. hatıralarından ibaretmiş gibi, dünle bugünün siyahla beyaz gibi  yazılmasından sıkıldım.

Kadına şiddete, çocuğa istismara, hayvana yapılan zalimliklere… Çok ama çok kızgınız, çok öfkeliyiz. ‘Ne ara bu kadar kötü olduk’ diyoruz da.  Eskiden böyle şeylerin olmadığını, birden topraktan fışkırdığını düşünmek de çok acayip gelmiyor mu size? Duyulmuyordu sadece. Kadına edilen tecavüz, aileye bir kara leke sayılıyor ve köy-mahalle içinde sır gibi saklanıyordu. "Cadoloz feministler" 80'lerde başladılar bunları haykırmaya, hala da haykırıyorlar çoğalarak; biliyoruz artık.

Şimdilerde "çocuk istismarı" diye ortalığı birbirine kattığımız mesele de, gayet sıradan değil miydi? Pek çoğumuzun annesinin, ninesinin 18'ine gelmeden evlendiğini, hatta 18’inde biri kucağında, biri karnında anne oluşlarını, anne baba arasındaki yaş farklarının 20’leri buluşunu, nasıl olağan karşılardık yoksa?

Hipokampus'un sadece duygusal etkileri uyandıran olayları beynin uzun süreli hafızasına geçme vizesi vermesinden mütevellit, karşılaşılan durum. Geçmişin olumlu hatıralarına odaklanmaya çalışarak olumlu benlik kavramımızı sürdürdüğümüzü gösteren araştırmalar gerçek.

Bir deli

Seslendi bir deliye:

“Huniler de bu sene

Ne çiçek açtı be!”

Huniler hep vardı, hep çiçek açıyordu da paralı/parasız onlarca kanal icad edilmemişti,  dünyayı fiber kablolar kuşatmamıştı. facebook yoktu, twitter, instagram, whatsapp, youtube, tiktok yoktu; kimse kendi dijital dünyasını takas etmiyordu, hunilerini, çiçeklerini paylaşamıyordu.  Kırıklar yen içinde, ayıp yorganın altında, kötülük dört duvar arasındaydı.  Ama hep vardı. Hep de olacak. Ta ki İsrafil suru üfleyene kadar…

“Yağmurlar da diner moruk

Gökyüzüne bakmayıveririz bir gün

Zaten üç damla suyun bir avuç toprakla çarpımından

doğdum ben

Bunun için çamura kestim son günlerde

 

Sen hiç Bob Dylan dinledin mi

Hiç dün gece dinledin mi

Şarabı rakıyla karıştırıp

Saatler moruk saatler... ne olmuş saatlere

kurmayıveririz bir gün

 

Ben parmak hesabıyla bir ömür yaşadım

Yükseklik korkusundan başım hiç dik durmadı

İğreniyorum kendimden bile bazen

Dünyadan her zaman

 

Kaldırıp yakamı inerim gecenin ayıp yerlerine

Eve geç gelen adamların hüznüyle

Biz ne kötü yaşadık be moruk

Bir kuş kanatlarını dürünce rüzgarsız kalmak gibi

O kadar yalnız, o kadar umutsuzduk

-Geçmiş zaman kipi gitmedi burda ama neyse

Moruk diyorum artık benimle büyüyenlere...”

***

(Başlarken ve biterken şiirler Ahmet Erhan’a ait.  

Çiçek açan huniler, Şerif Erginbay’ın, Bayramlık.)

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 12 yorum var, 10 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Neriman Gürbüz Selvi 15 Ağustos 2020 Cumartesi 16:31

Emeğinize ,elinize ,kaleminize ve yüreğinize sağlık harika bir yazı kaleme almışsınız .

Yorumu oyla      0      0  
Işıl Altınmekik 14 Ağustos 2020 Cuma 10:46

Her kelimesine katılıyorum ve hiç geçmişe özlem duymuyorum. Evet annemizden edindiğimiz, zamanında beğenmediğimiz ama otomatik yaptığımız şeyler var. Meleklerimiz melekelerimizdir diye bir söz duymuştum ve melekelerimizin bizi koruduğuna inanıyorum. Ağzınıza kaleminize sağlık.

Yorumu oyla      0      0  
Mehmet Refik Soyer 14 Ağustos 2020 Cuma 07:25

Sevgili Gönül, duygularla aklı, ruh ile zihni ne de güzel dans ettirmişsin. Mukayeseli irdeleme ancak bu kadar edebi olur. Gönül dolusu sevgiler...

Yorumu oyla      0      0  
Şahizer 13 Ağustos 2020 Perşembe 21:31

Müthiş. Ellerinize emeğinize yüreğinize sağlık

Yorumu oyla      0      0  
Caglayan Yildirim. 13 Ağustos 2020 Perşembe 18:44

Gercekler bu kar guzel mi yuze vurulur.

Yorumu oyla      0      0  
Enis Bakışkan 13 Ağustos 2020 Perşembe 00:28

Yüreğinize kaleminize sağlık, pek çoğumuzun duygularına tercüman olmuşsunuz. Teşekkürler ??

Yorumu oyla      0      0  
Ali Tahsin Güneş 12 Ağustos 2020 Çarşamba 21:07

Edebiyatın önemli yer tuttuğu bir ülkede olmuş olmanızı çok isterdim. Yine döktürmüşsünüz...

Yorumu oyla      0      0  
Ali Ağzıtemiz 12 Ağustos 2020 Çarşamba 14:22

Teşekkürler gene güzel bir yazı

Yorumu oyla      0      0  
Bekir Yurdakul 12 Ağustos 2020 Çarşamba 13:58

Her satırını ("dizesini" aslında) dönüp yeniden okudum. Başka türlü bir tercümanlık bu, bikdiğince akıp duran bizimse aklamaya soyunduğumuz, bilmiyorsak duymamışsak yoktur bildiğimiz gerçeklerle yığım yıkış hayatımıza... Ne derim ki eline sağlıktan öte... Ne derim ki eline sağlıktan başka Gönül

Yorumu oyla      0      0  
Uğur Yüce 12 Ağustos 2020 Çarşamba 13:52

Eline kalemine sağlık yine döktürmüşsün. Çok keyifle okudum. Sağ ol.

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Gönül Soyoğul
Fırtınanın gözünde, eylülde...
Taha Okan
“Atatürk” diyeceksiniz ve askeri olacaksınız!
Fikret İlkiz
Kırk yıllık idamlardan sonra ölüm cezası
Sercan Avcı
CHP'de olaylı kongrenin siyaseten anlattıkları!
İlker Ağın
İnceden inceye...
Seray Akın Ürkmez
Havai ve tehlikeli fişek
Dr. Tuncay Filiz
Sanma ki biri seni anıyor…
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri