POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Erdoğan'dan İslam ülkelerine 'Arnavutluk' çağrısı
Erdoğan'dan İslam ülkelerine 'Arnavutluk' çağrısı
Beton mikseri dehşeti: 1 ölü, 1 ağır yaralı
Beton mikseri dehşeti: 1 ölü, 1 ağır yaralı
En büyük tatlı su kaynağı kuruyor!
En büyük tatlı su kaynağı kuruyor!
Kaybolan amatör dağcılardan ilk iz
Kaybolan amatör dağcılardan ilk iz
Gönül Soyoğul
Mükemmel değil, acıklı boşluk…
24 Kasım 2019 Pazar

“Sağlam bir halatla çekiyorum acıyı kendime doğru.

Siyah iş günleri müdahale ediyor hayatıma

Mor bir köşe yastığı gibi isyankar oturmak istiyorum

Ben oysa divanın en ucunda.” (*)

Günlerdir ekran başına oturuyorum yazmak için. Yazamıyorum. İçimde hiç susmayan hatta giderek yükselen bir ses var zira ‘yazacak ne kaldı’ diyen. Her şey herkesin gözü önünde. Yazsan ne yazar ayrıca da…

 “Mükemmel Boşluk…”

Stanislaw Lem’in, var olmayan kitapların eleştiri yazılarından oluşan eserinin adı geliyor bir tek aklına. Var ol(a)mayan yazıya mükemmel başlık! Önce yazıyı yazar, başlığı sonra bulursun oysa. Bu kez önce başlığı buluyorsun da. Yazacak ne var?

"Olanaksız bir koşuşturmanın içinde yaşıyoruz. 50 katlı bir gökdelenin çatısından atlamış bir adam gibiyiz ve şu anda 30. katta birisi eğilip soruyor ona ‘nasıl gidiyor?’

Düşen adam cevap veriyor, ‘şimdilik her şey yolunda!’

Stanislaw’ın insanlığın durumu ile ilgili bir soruya verdiği yanıttaki gibi. 1O kat daha inmişiz üstelik. Çakılmaya 1O kaladayız… Yaz işte bunu.

 “Etik nedenlerden dolayı bir ateistim. Bir yaratıcıyı yaratısından tanıyacağınızı düşünüyorum. Dünya bana öyle acı verici bir şekilde birleştirilmiş gibi geliyor ki, onun birisi tarafından kasıtlı bir şekilde yaratıldığını düşünmektense, herhangi biri tarafından yaratılmadığını düşünmeyi yeğlerim” açıklaması da ona ait.  İnsanın diğer memelilerden farkını anlattığı “ahlaksızlık ve alçaklık sadece insana aittir” sözleri de.

Dahiyane bir yazara yaslanarak yazı yazmaya çalışıyorum, farkındasınız. Bizi nasıl bir şeyin ele geçirdiğini henüz tam kavrayamayan, hamster çarkındaki bana da teessüfler.

Kendim sorup kendim yanıtlıyorum uzun süredir zaten, sık sık. (Belki de bunları yazmalıyım)

“İç konuşmalarım elime koluma, mimiklerime de yansıyacak, ağzımdan sesleri dökülecek düşüncelerin, beni deli zannedecekler” diye de kaygılanıyorum bir yandan; aslında bunun ne kadar sağlıklı olduğunu anlatan araştırmalara rağmen.

Bir de hiç nedensiz gülümsemeliymişim, bir doktor arkadaşıma göre; beden beyne mesaj gönderirmiş o zaman. Ne kadar gülümser, ne kadar yumuşatırsan hareketlerini, beyin bedenin bu hareketlerini dikkate alıp yumuşarmış, ‘vernelli, yumoşlu beyin’ olurmuş, bak sen.

Kendi kendine konuş, kendi kendine gülümse, başını kendi omzuna yasla derin bir iç çekişle haydi; kim deli, kim akıllı ne önemi kaldı ki zaten?

Son sürat sessiz bir ambulansta

Anlatmayı deniyorsun doktora

‘Benim kalbim kırık yalnızca!’(**)

*

“Üç yıl hapis yattıktan sonra ‘dışarı’ çıktım.

Dışarda geçirdiğim birkaç gün içinde yaşananlara, tepkilere, gelişmelere, söylenenlere baktığımda, hayatın hapishaneyle tımarhaneden ibaret olabileceğine dair bir duyguya kapıldım.

 “Lumpenizm diyebileceğimiz garip bir ideoloji, çeşitli kılıklar içinde sanki ‘dışarıya’ egemen olmuş, alt düzey bir delilik toplumun dokularına nüfuz etmişti. Toplumda entellektüel ‘hiyerarşi’ altüst edilmiş, en zekâsız ve yeteneksiz olanlar en çok konuşma hakkını ele geçirmişti. Zekâ, yetenek, bilgi, yaratıcılık aşağılanıyordu, insanlığın en korkunç sorularından biri olan ‘sen vatanını ne kadar çok seviyorsun’ sorusu herkesin toplum içindeki yerini belirliyordu. Herkes vatanını çok seviyordu, deli gibi seviyordu, ölesiye seviyordu, bunun kanıtı da ‘vatanını çok sevdiğini’ bağırarak söylemekti. Kimin daha çok vatanını sevdiğine ise iktidar karar veriyordu. Bu dehşet verici yarışta aklını ve mantığını kaybetmeyenlere yer yoktu.”(***)

Hapishaneden çıkınca, ‘dışarıdaki tımarhane’nin daha çok farkına varılıyor muhtemelen. Akıl dışı ithamlarla aylarca hapishaneye tıkılıp çıkarıldıktan sonra Yargıtay kararına rağmen yeniden içeriye tıkılmaya çalışılan eski Cumhuriyet çalışanlarının önceki gün davasında da ifadelere yansımış bu gerçek.

 “Hemen her gece derin sessizlikte daha da yoğun yankılanan bir gürültüyle uyanıyorum.. Pencereye doğru gidiyorum… İnsanlar… Sayıları her geçen gün çoğalan insanlar Ayaklarında prangalar onların çıkardığı şakırtıyla kendi mahallelerinde bir aşağı bir yukarı yürüyorlar Daha doğrusu ayaklarını sürüyorlar... Gözlerine bakıyorum, sıkı sıkı yummuşlar… Elleriyle ağızlarını kapatmışlar… Dilleri var konuşmuyorlar… Gözleri var bakmıyorlar… Kulakları var duymuyorlar… Ayakları var gitmiyorlar… Oysa… Yakınlarda bir yerde… Pek çok mahallede insanlar… Acı çekiyorlar… Haksızlığa uğruyorlar… Yoksulluk yaşıyorlar… Böyle zamanlarda… Görülmeyeni göstermek… Söylenmeyeni söylemek… Gidilmeyen yere gitmek şahitlik etmek görev olur… Eğer gazeteciyseniz…

Bir ülkede; her üç gençten biri işsiz kalmışsa.. İntihar vakaları yaşanıyorsa… Güçlü ülkelerin vatandaşları pazarlık masalarında tahliye olurken… Bu ülkenin Türk, Kürt vatandaşları içi boş iddianamelerle yıllarca hapsediliyorsa… Dışarıda yalnızlaşma, içeride ötekileştirme yoğun bir şekilde yaşanıyorsa… Mutsuzluk umutsuzluk yayılmış yaygınlaşmışsa… Bir gazetecinin görevi… Bunları haber yapmak, konuşmak, söylemektir… Memleketi sevmek… Gerçekleri eğip bükerek günü kurtarmak değil… Gerçeklerle yüzleşerek geleceği inşa etmektir… Benim, sizin, hepimizin evlatlarının mutlu barış içindeki geleceği için… “ demiş Murat Sabuncu. Mustafa Güngör de Montesquieu’dan alıntı yapmış. 'Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılan tehdittir, yıllardır süren bu adaletsizliğe son verin.”

*

“Dünyanın vicdanı” olarak tanımlanan, bir kaç yıl önce yitirdiğimiz gazeteci yazar Eduardo Galeano, ütopya üzerine bir anısını şöyle anlatıyor: 

“Kolombiya, Cartagena’da, kadim dostum Arjantinli yönetmen Fernando Birri ile birlikte üniversitede bir konferans veriyorduk. Öğrenciler sorular soruyordu. En zor soru ona geldi. “Ütopya ne işe yarar?" diye sordu bir öğrenci . Arkadaşıma acıyarak baktım, ‘hadi çık bakalım işin içinden’ dedim. O ise harika bir cevap verdi, dedi ki “ütopya ufuk gibidir.” Öğrenci de “Biliyorum. Onu asla yakalayamam, on adım atsam o da on adım uzaklaşır, onu ne kadar çok arasam, o kadar az bulurum, çünkü ona yaklaştıkça uzaklaşır. O zaman ütopya ne işe yarar?” Şuna yarar: Ütopya bizim sürekli ilerlememizi sağlar.” (****)

İnsanoğlunun ütopya/hayal ülke arayışının çağlayan olup aktığı yıllardan geçmiş, olmayan ülkeleri yaratmak adına o çağlayanlarda ıslanmış biriyim. Lakin… ‘Hayal damarlarım kurumuş/tıkanmış’ olmalı ki, arada bir güneş kendini gösterse de çoğunlukla karanlık ve depresifim artık insanlığın gidişatı adına. ‘Enseyi karartmayın’ bile diyemiyorum. “Kaybettiğimiz anlamları, dünyanın büyüsüzlüğünü, hayatın elimizden aldığı hayallerimizi anımsayınca” da, ortaya çıkan ‘mükemmel’ değil, ‘acıklı/acınası’ bir boşluk oluyor haliyle…

 “Korkuyorum, bir gün biri çıkıp “Ey İnsanoğlu!” diyecek ve kimse üstüne alınmayacak” diye bitiriyorum İlhan Berk’le. ‘Bana acil bypass lazım, yeni hayaller, yeni bir ütopya’ sayıklamasıyla… İnanmadığın bir hayat, hayat olmaktan uzaklaşıyor/çıkıyor çünkü… Tutunamıyorsun.

 

(*) Didem Madak

(**)Firewater/'Electric City' şarkısından

(***)Ahmet Altan’ın 13 Kasım’da  yeniden tutuklanması öncesinde Le Monde gazetesinin talebi üzerine kaleme aldığı, P24Blog’da da yayınlanmış yazısından.

 (****)Sevgili Nedim Atilla’nın WhatsApp gruplarından en şahanesi Kültür Lezzet Yolcuları KLY’deki ‘ütopya’ konulu programdan.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Ercüment Şahin 24 Kasım 2019 Pazar 11:18

Okuduğum en güzel yazı, tebrikler

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Gönül Soyoğul
İduğ’u dinleyip Büyükerşen’i hatırlamak…
Fikret İlkiz
Yargı zeval bulmasın
Sercan Avcı
Sandığın ‘Z raporu' ve potansiyel adaylar!
Dr. Tuncay Filiz
Lösemi tanısı için bir damla kan yeterlidir
Seray Akın Ürkmez
Hayal edin... Tarih kafamızın içerisinde canlanmayı bekliyor!
İlker Ağın
Ucuz mu? Sağlıklı mı? Güvenli mi?
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri