POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Ceren'in öldürülmesinden sonra dikkat çeken önlem!
Ceren'in öldürülmesinden sonra dikkat çeken önlem!
Erdoğan'dan İslam ülkelerine 'Arnavutluk' çağrısı
Erdoğan'dan İslam ülkelerine 'Arnavutluk' çağrısı
Beton mikseri dehşeti: 1 ölü, 1 ağır yaralı
Beton mikseri dehşeti: 1 ölü, 1 ağır yaralı
En büyük tatlı su kaynağı kuruyor!
En büyük tatlı su kaynağı kuruyor!
Gönül Soyoğul
“Şerefsizim, bir cinnet her şeyi halleder!”
11 Kasım 2019 Pazartesi

-GEL ALİ GEL.. ULAN ALİ SENDE HİÇ AKIL YOKMUŞ YAW..  YOK HAVALAR SOĞUYACAKMIŞ, YOK MOTORU PARÇALAYACAKLARMIŞ… İNSAN ÇOLUĞUNU ÇOCUĞUNU, SEVDİKLERİNİ BIRAKIR DA CANINA KIYAR MI? AYIP YAW..

-NE YAPAYIM ARİF DAYI YA, BİR SÜRÜ SENET VAR. MOTORU BULSAK BİLE HAVALAR İYİCE SOĞUDUKTAN SONRA NERDE SATACAKSIN DONDURMAYI? CİNNET GEÇİRDİM VALLA!

-NE CİNNETİ YA, CİNNET NEYMİŞ? HAVALAR SOĞURSA SOĞUSUN. HER ŞEY OLDUĞU YERE VARIR, SU AKAR AKAR YOLUNU BULUR.

-BU YAŞTAN SONRA NE YAPICAM BEN? HAVALAR SOĞURSA SOĞUSUN DEMESİ KOLAY. EVDE KARI KOCA BİZ, BİR TANE DUL KIZ EVLADI, İKİ TANE YETİM TORUN, NE YİYECEKLER NE İÇECEKLER?

-HERKESİN RISKINI ALLAH VERİR, O ZAMAN DA SICAK GIDA MADDESİ SATARSIN, MİSAL SICAK SALEP İŞİNE GİRERSİN.

-YAPMA YAW?  MUĞLA’DA GÖRDÜYDÜM. ADAM GÜYÜMÜN İÇİNE DOLDURMUŞ, PARAYA PARA DEDİĞİ YOKTU… YAŞA VALLA ARİF DAYI, BEN NİYE DÜŞÜNEMEDİM BU GÜNE KADAR YA?

-HER DERDİN DERMANI VARDIR; ÖNCE DERT, SONRA DERMAN. SAĞLAM KAFA İLE DÜŞÜNECEKSİN, SITKIN KAFAYLA OLMAZ. NE OLCAK? HEM BULUNMAZSA ÇARE BULUNMAYIVERSİN.. İNSAN YİNE DE CANINA KIYAR MI? SENİN CANIN ZATEN SIRF SANA AİT DEĞİL!  CENABI ALLAH BEDENİMİZİ BİZE EMANET ETMİŞ, ÖYLE AKLINA ESİNCE EMANETE HIYANET EDİLMEZ, ALLAHIN VERDİĞİ CANI ALLAH ALIR. HEM BIRAK ALLAHI,  SENİ EMDİREN ANAN… YEMEK PİŞİREN KARIN… BİR BARDAK ÇAY ISMARLAYAN ARKADAŞININ BİLE HAKKI VAR SENDE… BIRAK YAKINLARINI, ŞU SIRTINDA Kİ ŞU GÖMLEĞİ DOKUYAN ADAMIN BİLE HAKKI VAR, BU GÜNLERE ÖYLE HAVADAN MI GELDİN? YEMEK YEMEDİN Mİ? SU İÇMEDİN Mİ? ŞU GÖRDÜĞÜN DAĞLARIN, ORMANLARIN, GÖKTEKİ HAVANIN BİLE HAKKI VAR SENDE..

HEM KORUK EKŞİSİNİ, PATLICAN SALATASINI, SARMISAKLI CACIĞI, ZEYTTİN YAĞLI ÇALI FASULYESİNİ, ARMUTLARIN ÜZÜMLERİN TADINI BIRAKIR DA CANINA KIYAR MI İNSAN?

-İNSANIN AKLINA GELMİYOR O ZAMAN, DÜNYA GÖZÜNDE KARARIVERİYOR..

-KARARTMAYACAKSIN İŞTE.. ÖLÜM NASIL OLSA GELECEK, KAÇIŞ YOK… NE ACELEN VAR? DÜNYA BİR PENCEREDİR, SIRASI GELEN BAKAR GEÇER. KESİN OLANIN DEĞİL DE İHTİMALİN ARKASINA DÜŞ. ÖLÜM KESİN, HAYATSA İHTİMAL. HEM NERDEN BİLECEKSİN YARIN NE OLACAĞINI?”

*

Ne zaman intiharla ilgili bir haber, bir konuşma geçse…

1990'lı yıllarda Ege'deki küçük bir kasabada motoruna binip köylerde, sahil beldelerinde dondurma satan Ali Usta’nın (*) hikayesi… Büyük dondurma şirketlerine açtığı savaş(!) devam ederken kasabanın çocuklarıyla mücadele edişini konu edinen trajikomik, Ege şiveli sıcacık oyuncularıyla gülümseten ‘Dondurmam Gaymak’ filmindeki bu replik gelirdi aklıma…

Kendisi de genç zamanlarında  ‘Kösele’nin Dürüye’ye yangın olan, kızı evlendiriyorlar diye canına kıyacakken ‘ilahi bir ses’le vazgeçip yaşadığı deneyimi “Ben zaten  ordaki Dürüye’yi değil de (yüreğini göstererek) buradaki Dürüye’ye yangınmışım. Güzel olan da buradaki Dürüye. Şimdi şimdi düşünüyorum da iyi ki de canıma kıymamışım” diyen kasabanın bilge yaşlısı Arif Dayı’nın, ölümün eşiğinden döndürülen Ali Usta’ya verdiği ders/nasihat, zihnimdeki unutulmazlar arasında yerini almıştı.

Gel gör ki, ‘intihar’ deyince aklıma geliveren repliğin, bilge dayının nasihatlarının yerini; bırakın gülümsetmeyi, akla düştükçe kalbi sıkıştıran örnekler, korkular, endişeler aldı sonraları…

Çeşme’de bir kış günü otelde tatillerini yapan, otel personeline yüklüce bahşiş ve son derece kibar bir veda mektubu bıraktıktan sonra geceyarısı iskeleden denize girerek hayatlarına kıyan yaşlı karı kocanın planlı, kararlı sonu gibi…

Adana’da, parası ancak bir kucak ıslak odun almaya yeten, eve gelip iki çocuğu üşümesin diye saç kurutma makinasını açıp yan odada kendini asan genç anne gibi…

Yaşamını, rögar kapağını açıp kanalizasyona atlayarak sonlandıran Suriyeli Amir Hattap gibi…

Ve şimdi de insan olan herkesin yüreğini kanatan 4 kardeşin, ardından 4 kişilik ailenin korkunç sonları yerleşti zihinlere... Çakıldı, kazındı…

Ne yukarıdaki repliği edecek bir bilge var hayatımızda, ne de ülkenin durumu ‘bu da geçer, su akar akar yolunu bulur’ dedirtecek, gülümsetecek halde… Ne kasabanın Ali Usta için seferber olmuş ailesi, komşusu, aileden gibi sahip çıkan güvenlik güçleri var yanımızda yamacımızda, ne de durumlar ‘dondurma olmazsa salep satarsın’ tevekkülüyle geçiştirilecek boyutlarda…

“Kendimi kendimden çıkartsam sıfır kalmaz

Bu matematik bizi kandırıyor hocam

Elde var sorular... gözyaşları... boş umutlar

Hesaplar tutmaz

Tutmaz hocam!

Şu hayat bilgisi ne ağır dersmiş hocam…”(**)

Dipsiz bir kuyuya doğru düşer gibi… Fırtınanın ortasında dümensiz/yelkensiz/küreksiz kalmış gibi… Her an raydan çıkabileceğini hissettiren, sarsıla sarsıla, uğultulu bir gürültüyle ilerleyen, manuel mi yoksa uzaktan mı kontrol edildiğini bilemediğimiz  bir trende gibi… Düşüyoruz, çalkalanıyoruz, sarsılıyoruz, bulunduğumuz yerlere sımsıkı tutunmuş, korkuyla/endişeyle gerilmiş, Godot’yu bekler gibi bekliyoruz. Ne kuyunun dibi görünüyor, ne kara parçası, ne tünelin sonu…  Karanlıkta, kah el yordamıyla, kah seslere kulak kabartarak, kah öylece durup oturarak, ‘bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete’ repliğiyle... 

  •  

Veresiye defterindeki 2.260 liralık borç. 21 bankadan ihtar, haciz işlemi. 9 aydır ödenemeyen kira, ev sahibine verilen senet. İki aylık borçtan ötürü kesilen elektrik. Kimbilir daha kayda geçmemiş kimlere borç.  Kartopu gibi büyüyen krediler. Evde eline bakan insanlar, sevdiklerin, kıyamadıkların.. Hele ki ‘halin nedir, senin için ne yapabilirim’ diyen bir yakın, bir dost, bir arkadaş, sosyal devlet de yoksa… Düştüğün kuyuya ip atan biri/birileri çıkmazsa, hatta kuyuya düştüğünü kimseler fark etmiyorsa bile…

Herkeste olmaz. Her borçlu, her yalnızlık çeken, her geçinemeyen, her amansız hastalığa tutulan, her işsiz kalan, her aşkına karşılık bulamayan, her yurdundan göçen, her kirayı ödeyemeyen, her aç kalan, yetim kalan, her evladını kaybeden, her atanamayan, her ailesini yitiren intihar etmez, etmiyor elbet. Kimi dövüle dövüle bir sokak kuytusunda öldürülmüş güzelim Ali İsmail’in annesi gibi yapar; ‘oğlunun adını yaşatmayı, başka İsmailler öldürülmesin’ amacını hayatının merkezine oturtur. Kimi polis sorgusunda işkence ve aşağılamalar sonucu canına kıyan ODTÜ’lü mimar Onur Yaser Can’ın annesi gibi, acıya ancak 4 yıl dayanıp oğlu gibi kendini camdan aşağıya bırakır. Aynı acılar, herkeste aynı tepkilerle sonuçlanmaz.  İnsanız hepimiz. Sevgili İbrahim Yüncü’nün yazdığı gibi; “Elmas ile kömür, aynı karbon sayısına sahip olmasına rağmen moleküler yapılarının farklı olması ile biri elmas, diğeri kömürdür der, Aziz Sancar hoca… Canlılar da böyledir! Biyolojik olarak eşit, dış etkenler ile farklı. Hepimiz Adem ile Havva’dan gelmişiz… Karbon sayımız aynı... Moleküler yapımız; sevgi, hoşgörü ile farklılaşır.”

Bir de önceliği ‘insan’ olan sosyal devletle, aileyle, bizim için içi titreyenler, önemseyenler olduğunu bildiklerimizle, dostlarla, arkadaşlarla, akrabalarla.

Benim kuşağım ve benden önceki kuşağın merkezinde idealler vardı.

Kimsenin aç yatmadığı, eşit, insanca yaşadığı ülke…

Hiçbirimizin hayalinde, şimdi neredeyse tüm gençlerin hayali olan ‘kuş olup uçmak ve bu ülkeden gitmek’ yer almadı. Asla.

“Kader, kısmet, nasip, sağlık olsun, ne yapalım, buna da şükür’ yoktu dağarcığımızda.

Benim kuşağım, benden öncekiler. Her birimiz tırtıldık biz, dünyanın sonunun geldiğini düşünürken bile son anda kelebeğe dönüşen… Kanat çırpıp uçan ve yaşamın her zaman, hep başka formatlarda da olsa yenilenerek devam edeceğine… Hep güneşli güzel günlere inanan. Hep tünelin sonunda görünen aydınlığa güvenen. Üzerimize gelenin trenin ışıkları değil, karanlıkları yaran aydınlık yarınlar olduğuna iman eden. Başkalarının mutluluğunu kendi mutluluğumuz, acılarını kendi acımız bilen. Yorulduğumuzda/yaralandığımızda birbirimize dayanak olan, el veren, el tutan.

Omuzlarımız dikti. Ve bizim umudumuz, her zaman acılarımızdan büyüktü.

Şimdi olan biten, biraz da bu. Acılar, umutlardan büyük. Umut karın doyurmaz biliyorum elbet. Ama insanı ayakta tutar.

Umudu üretecek veriler giderek yok oluyorsa…

Rakamlar, gerçek trajedileri anlatmasa bile korkunçsa.

Genç işsizlik oranı yüzde 27.1’le rekor kırmış, bu işsiz gençlerin en az bir milyonu üniversite mezunuysa.

İşsiz ya da iş sahibi… Ne kadar başarılı olursan ol ya da ne kadar çalışırsan çalış Türkiye’de hak ettiğin yere, siyasi torpilsiz, referanssız gelemeyeceğin gerçeği gözüne/gönlüne saplanmışsa. Liyakat çöpe atılmış değerse. Girilen her mülakat, görülen veya görülmeyen iş ilanları her gün bunu anlatıyorsa…

Buna elleri kolları bağlı, işsiz, ümitsiz, haksızlığa uğradıklarını söylemenin bile zor olduğu bir ülkede yaşamaya çalışan 150 bin KHK’lı ve aileleri de eklenmişse…

Gencine iş yaratamayan ülke, emeklisine ‘yetersiz bakiye’ gibi davranıyorsa,

Niye acılar umutlardan büyüğe dönüştü’yü buluyor insan.

“Hani kısrak memelerinden ufukları sağardık

Esrik dolunaylar öperdi çekik gözlerimizden

Gökten firuze yağardı hep yollara düşerdik

Böyle kirli değildi maviler

Denizler böyle soluksuz…

Sallanır dururdu güneş bir tuğun saçaklarında

Göğçek ormanlarda göğerirdi sevdamız

Oturur bengü taşlara adımızı vururduk

Böyle sert değildi kayalar

Uçurumlar böyle dipsiz…” (***)

Başladığımız gibi, Dondurmam Gaymak’tan bir replikle noktalayalım yazıyı. Ali Usta’nın film boyunca sık sık ettiği, karısına da bağırdığı replikle:

''Şerefsizim bir cinnet her şeyi halleder. Her şey bir cinnete bakar, delirtmeyin adamı gaariiii!''

  •  

BİR HATIRLATMA: Biraz kişisel merakım, biraz gazetecilik öngörümle kısa bir süre önce, ‘intiharlar’ hakkında bir söyleşi yapmıştım E.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Saffet Gönül ile.  İstatistiklere geçmiş günde 8 intiharın yaşandığı, girişimlerin pek de istatistiklere yansımadığını, kaynayan düdüklü tencerenin buharının gittikçe arttığını gözlemleyerek, bu can yakıcı/anlaması zor, sorusu ve cevabı bol,  Dünya Sağlık Örgütü’nün de radarındaki özkıyım üzerine uzun bir söyleşiydi. Söyleşiyi yaptığımızda, iki toplu intihar vakası yaşanmamıştı henüz. Klinik psikiyatri açısından çok doyurucu bilgileri de okumak isterseniz, belki gözünüzden kaçmıştır düşüncesiyle, bu söyleşinin lingini de iliştiriyorum  buraya.

(http://www.gercekizmir.com/haber/Intihar-cok-zor-bir-eylemdir/71392)

Konu hakkında son birkaç gündür çok yalın, çok gerçekçi, oldukça iyi, çok sayıda yazı okudum. Birini, ‘depresyonun siyasallaşmasını’ çok anlaşılır bir dille  kaleme alanlar sosyolog Süreyya Su’nun köşesini de ekliyorum. “Türkiye'de kendini dindar olarak tanımlayan ya da solda konumlandıran siyasetçilerin inandığı gibi. Kapitalist piyasa ekonomisi ve onun ideolojisi neoliberalizme iman ederek, önce kendilerini siyaseten anlamsızlaştırdılar, sonra tüm toplumsal hayatı ve varoluşu… Anlamsızlık aleminde eylemsizleşen hayata son vermek bazıları için pek intihar ya da ölüm gibi gelmeyebilir; belki tek mümkün eylem olarak bile görünebilir” diye noktalanmış Su. Bu yazıyı da tavsiye etmiş olayım.

(https://t24.com.tr/yazarlar/sureyya-su/kapitalizm-ve-depresyon,24436)

(*)2018’te vefat eden, Dondurmam Gaymak filminde Ali Usta tiplemesiyle gönüllerde taht kuran tiyatro ve sinema oyuncusu Turan Özdemir’i sevgiyle, saygıyla anıyorum.

(**)Feridun Düzağaç /Boş Ders Şarkısı

 (***) Dilaver Cebeci/Dönence

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 2 yorum var, 2 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Erdoğan Arna 11 Kasım 2019 Pazartesi 16:52

Ali Tatar intihar Adalet olmazsa hiç bir şey olmaz insanlar kendi Adaletini arar aramakta çözüm yerelde vatandaşa ulaşmakta dokunmakta bir taraf dinde arar diğeri Atatürk’te ne alaka vatandaş yok hükmünde haciz iflas bunlar hepimizin başında fakat bizde dünyanın sonu vurun kahpeye

Yorumu oyla      0      0  
Yaman Birecikli 11 Kasım 2019 Pazartesi 10:08

Etrafımızda ne büyük dramlar yaşanıyor.Kaleminize sağlık,iyi ki bu konuyu yazdınız.Çok isabetli olmuş.Dediğiniz gibi kimse nasıl olsa gideceği yere varmak için acele etmesin.Hayatta herşeyin mutlaka bir çözümü vardır.Selamlar

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Gönül Soyoğul
İduğ’u dinleyip Büyükerşen’i hatırlamak…
Fikret İlkiz
Yargı zeval bulmasın
Sercan Avcı
Sandığın ‘Z raporu' ve potansiyel adaylar!
Dr. Tuncay Filiz
Lösemi tanısı için bir damla kan yeterlidir
Seray Akın Ürkmez
Hayal edin... Tarih kafamızın içerisinde canlanmayı bekliyor!
İlker Ağın
Ucuz mu? Sağlıklı mı? Güvenli mi?
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri