POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Dünyanın dört bir yanından taziye mesajları!
Dünyanın dört bir yanından taziye mesajları!
Büyük depremin ardından 10 ilde okullar tatil!
Büyük depremin ardından 10 ilde okullar tatil!
Depremin ardından uzmanlardan kritik uyarılar!
Depremin ardından uzmanlardan kritik uyarılar!
3 gün önceki paylaşımı olay oldu: Maraş depremini bildi!
3 gün önceki paylaşımı olay oldu: Maraş depremini bildi!
Fikret İlkiz
Tahir Elçi'yi unutmayın
28 Kasım 2022 Pazartesi

Cizreli Avukat Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi 28.11.2015’te Diyarbakır’da Dört Ayaklı Minarenin önünde öldürüldü. Üzerinden 7 yıl geçti.

Öldürülmesinin üzerinden 4,5 yıl sonra adı 20.03.2020 tarihli iddianameye “maktul” olarak yazıldı. 21.10.2020’de davanın ilk duruşması öldürülmesinden beş yıl sonra görüldü.

Sayın Tahir Elçi’nin öldürüldüğü 28.11.2015 tarihinden itibaren 28.11.2022 tarihine kadar geçen yedi yıldır, davanın ilk duruşmasından itibaren iki yıl geçti, dava sürüyor.

5 Temmuz 2023 tarihine ertelenen dava Cizreli Avukatın öldürülmesinden itibaren 8 yılı doldurmuş olacak. 27.03.2020 tarihli tensip kararıyla başlayan dava 2 yıl 8 aydır sürüyor olacak…  

Davada bir arpa boyu yol almak bile iyi olurdu, olmadı.

Çağatay Türkçesinde sayın; "iyi, seçkin" sözcüğünden alıntıdır.

Mahkemelerde insanlar “sayın” kelimesi ile başladıkları taleplerine “sayın heyet”, “sayın yargıçlar” ve hatta kendisi hakkında cezalandırılma isteyen savcıya hitaben bile “sayın savcı” diye başlarlar konuşmalarına…

Gerçekten saygı duyarlar karşısındakilere, hakkında hüküm kuracaklara…

Adalet isteyenler de böyle başlar konuşmalarına, savunmalarına, taleplerine…

Yargının insanlara “siz” diye hitabı bile enderdir. Sen derler! Ve bu tutumları iyi değildir. Adınızla hitap ederler, sanıksınız çünkü! Mağdur da olabilirsiniz. Sen diye hitap etmenin hiçbir mahsuru yoktur, yüksekten aşağıya bakanlar için.

İşte böyle başlar yargılama…İyi ve seçkin olmak veya olmamak!

Saygınlık başlangıçtır! “Sayın” kelimesi bizim tarihimizde ilk kez "muhterem, saygın" olarak Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu’nda (1935) yer almıştır.

Muhterem; siz seçkin ve iyi olsanız ve kendinize olan saygınız gereği yükseklerde oturanların huzuruna çıktığınızda “sayın” diyerek konuşmaya başlasanız bile, yargının seçkin ve iyi olmayan hitapları tutanaklarına sinmiştir.

Türkan Elçi, Diyarbakır’daki Tahir Elçi’nin katledilmesiyle ilgili devam eden davada 23 Kasım 2022 tarihli duruşmada konuşmasına “Sayın Mahkeme Heyeti”, “Sayın Meslektaşlarım” ve “Kıymetli Hazirun” diye başladı…

Davada hukuk konuşmalarının dışında bir sesti…

Vicdandı…

Örülen duvarlara çarpan adaletin sesinin yansımasıydı…

Duvarı örenlerin kullandığı harcı anlatıyordu…

“Ey iman edenler”, onlara seslenişti…

23.11.2022 tarihli mahkemedeki duruşmada Sayın Türkan Elçi şöyle dedi:  

“Sayın Mahkeme Heyeti, Sevgili meslektaşlarım, kıymetli hazurun

Bildiğiniz üzere dava sürecinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçti. Bugün iki yıllık süreci değerlendirmek bizim açımızdan zorunlu hale gelmiştir. İlk duruşmaya geldiğimiz gün yargının ülke genelindeki pratiğini bildiğimiz halde yine de adaleti bulma yönünde umudumuzun olduğunu dile getirmekte beis görmemiştik.

Savaşa karşı çıktığı esnada katledilen bir hukuk insanının, bir baro başkanının katledilmesinin alelade bir dava olmadığını, bu davanın kişisel olmak kadar toplumsal ehemmiyetini, haksızlığa uğrayan her vatandaş gibi adaleti arama derdinde olduğumuzu ifade etmeye çalıştık; fakat anlaşılamadığımızı, en doğal hakkımız olan adaletle aramıza gün geçtikçe bir duvarın örüldüğünü kısa sürede idrak ettik.

Yükselen bu duvarın harcında empati yoksunluğu var. Çünkü dört yılı aşkın bir zaman sonra açılması beklenen bir davadan medet uman   mağdurlar olarak sanık muamelesi gördük dışarıya atılmak istendik.

Bu duvarın harcında toplumun genelinde ve bu davanın özelinde adalet bekleyenlerin derdini anlamada kayıtsızlık, devletin yargıcı olma kaygısı, devletin polisini yargılayamama, cezasızlık geleneği, kendine yakın hissetmediklerine önyargı var. Oysaki Kuranda geçen Maide 8. Ayetinde “Ey iman edenler Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allaha karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”der.

Bu duvarın harcında zulüm var. Vatandaş anasının ak sütü kadar helal olan adalete erişemiyorsa, ortada zulüm var demektir. Adaletin zıddı zulümdür. Adalet insaflı davranma çerçevesinde tanımlanır, zulüm başkasının hakkını yemek, hakkına engel olmak, hakkını eksik vermek, eziyet etmekle eş anlamlıdır. Aynı zamanda adalet yükümlülük olarak da kabul edilir. Biz defalarca olay anından bugüne kadar hakkımız olan adaleti dile getirdik; bu sözcüğün anlamını yitirdiğinin de farkındayız. Konfüçyüs “kelimeler anlamlarını kaybettiğinde insanlar özgürlüklerini yitirir,” der. "Adalet” sözcüğünün anlamını yitirdiğini bu salonda görebiliyoruz.

Mevlana’ya sorarlar zulüm nedir, “Zulüm bir şeyi yerinde kullanmamaktır” der. “Adalet nedir?” diye sorduklarında “bir şey yerine koymak” diye yanıt verir. Mülklerin temeli adaletle tanımlanıyorsa mülkün vatandaşlarına bu hakkı teslim etmek, dağıtmak keyfiyete göre değil, mecburiyettir…

Sokrates’e sormuşlar “bu dünyayı ayakta tutan şey nedir? “Bu dünya adaletle ayakta durur, Zulüm geldiği zaman o devletin varlığı düşünülemez.” diye cevap vermiştir.

Bizim bugün hakkımız olan adaleti teslim etmeyecekseniz zulmetmiş sayılırsınız. Ördüğünüz bu duvarın zulümden müteşekkil olduğunu da ahir ömür hatırlatacağız.

İki yıldır meslektaşlarım bu duvarı aşmak için ellerinden gelen çabayı avukatlık etiğine dikkat ederek, davayı şova dönüştürmeden, sadece hukukun gerektirdiği bir çabayla emek sarf ettiler, bu çabalarından dolayı da ayrıca onlara şükran borcum var.

Bu salonda, hakkımız olan adalete ulaşamayacağımız yönünde hukuksuzluklarla çizilmiş huzura uzak olduğumuzu anlatan karanlık bir tablo hasıl oldu.  Bugün burada bu tabloyu tarife çalışıyoruz. Bu tabloya bir toplumun beklentileri, insanca bir hayat tahayyülü, barışçıl dünya talebi, şiddetin savaşın karşısında aydın bir insanın kendini yükümlü hisseden iffetli ve cesaretli duruşu hapsolacaktır.

Sivil insanların ölümüne karşı çıkan, toplumsal barışın ve huzurun tesisi için gadre uğramış birinin katlinden sorumlu tutulanların nasıl bir senaryoyla suça bulaştıklarının ifşası konusunda hakkıyla bir yargılama yapılmadığını, bir eşten daha ziyade bir insan olarak hak etmediğimiz hukuksuzlukları dürüstçe dile getirmek konusunda mecburiyet hissediyorum. Aksi takdirde üzerinize kalacak vebale ben de ortak olmuş sayılırım. Şahsi menfaatinden çok uzak, inandığı bir ideal için katledilmiş birinin yakını olarak başkalarının vebalini boynumda taşıma niyetimin olmadığını bir kez daha dile getirmek isterim.

Albert Camus’un biyografisinde şöyle bir paragraf geçer. “Ama bir insanın öldürülüşünü görmezlikten gelmek, kolay iş değil. Açıkçası böyle bir şey ancak söz konusu insana insan gözüyle bakmadığınız zaman mümkündür.”

İnsana insan gözüyle bakabilmemiz de ancak içimizde taşıdığımız vicdanla mümkündür. Victor Hugo’nun dediği gibi “En mükemmel adalet vicdandır.”. Mahatma Gandhi “Her tür mahkemeden daha yüksek bir mahkeme vardır, o da vicdandır. O, diğer bütün adalet sistemlerinin üzerindedir,” demiştir. Vicdan sözcüğüne evrensel ve ulusal hukuk uygulamasında özel anlam atfedildiği de unutulmamalıdır.

Hukukun, kanunların, toplumun tanrısal bir paye biçmiş olduğu bu makamın bağımsız, objektif, kendi şahsi menfaatlerinden çok uzak, tarafsızlığını hissettirmesi vereceği karar kadar, kararın oluşturulduğu süreçte de tarafsızlığını hissettirme sorumluluğunun olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

İki yıllık sürecin sonunda yargının tarafsızlığına güvendiğimizi dile getirmeyi çok isterdik. Kendimizi huzurlu ve hakkı teslim edilmiş bir vatandaş olarak hissedebilmemiz için aleyhimize işleyen her durumda umudumuzu kaybetmeden hakkımız olan adaleti karar anına dek bu salonda düşlemekten ve talep etmekten geri durmayacağımızı bir kez daha dile getireceğiz.”

Böyle söyledi Sayın Türkan Elçi…

Bugün 28 Kasım 2022… Sayın Tahir Elçinin katledilmesinin üzerinden yedi yıl geçti.

“Hakkıyla bir yargılama yapılmadığını, bir eşten daha ziyade bir insan olarak hak etmediğimiz hukuksuzlukları dürüstçe dile getirmek konusunda mecburiyet hissediyorum. Aksi takdirde üzerinize kalacak vebale ben de ortak olmuş sayılırım. Şahsi menfaatinden çok uzak, inandığı bir ideal için katledilmiş birinin yakını olarak başkalarının vebalini boynumda taşıma niyetimin olmadığını bir kez daha dile getirmek isterim.” dedi Sayın Türkan Elçi…

Bu sözler Mahkeme salonunun duvarlarına çarptı. Yankılanan ses, adalet!

Türkan Elçinin sözleriyle; “Bizim bugün hakkımız olan adaleti teslim etmeyecekseniz zulmetmiş sayılırsınız. Ördüğünüz bu duvarın zulümden müteşekkil olduğunu da ahir ömür hatırlatacağız.”

28.11.2015 o gündür…Cizreli Avukat Tahir Elçi’yi unutmayın.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Fikret İlkiz
İmza Orhan Erinç
Sercan Avcı
CHP İzmir’de yeni yönetim listesinin anlattıkları!
İlker Ağın
Tarım ve mühendislik
Seray Akın
Sessiz kahramanlar: Deniz fenerleri
Dr. Tuncay Filiz
Hipertansiyon
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri