POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER GÜNCEL SPOR KÜLTÜR-SANAT DÜNYADAN EKONOMİ TÜMÜ
Mısır'da tren kazası: 8 ölü, 100'den fazla yaralı
Mısır'da tren kazası: 8 ölü, 100'den fazla yaralı
Türk bilim insanlarından dünyada ses getiren çalışma
Türk bilim insanlarından dünyada ses getiren çalışma
ABD'de silahlı saldırı: 3 ölü, 2 yaralı
ABD'de silahlı saldırı: 3 ölü, 2 yaralı
Korkutan açıklama: Virüs silah değiştirdi!
Korkutan açıklama: Virüs silah değiştirdi!
İlker Ağın
Tohum...
4 Mart 2021 Perşembe

Tüm yaşamın kaynağı tohum, toprakla buluşur can olur. Ürün olur ,  bereket olur.  Yeşerir büyür, gıda olur besin olur. Var olduğu toprağı korur, havayı korur suyu korur.  Beşikten mezara bizimle olur. Hayat olur.

İnsanlık aslında tohumu keşfettiği için toprağa sahip olmak istedi. Yerleşik düzenle beraber mülkiyetle tanıştı ve torak savaşları başladı.  Yaşamak için hava ve su kadar gıda da gerekli elbette. İster bitkisel, ister hayvansal gıda için de tabi ki tohum.

İnsanlık tarihinde ulaşılabilen en eski zamanlardan bu güne  Göbeklitepe’ den ,  Hititlerden, Urartulardan  ve tüm kadim medeniyetlerden adeta vazgeçilemez bir miras gibi,  bir hazineden daha iyi korunmuş, özenle saklanarak bu güne ulaştırılmış tohumları görmemiz sadece rastlantı mı?  

Son yıllarda tohum kavramını daha çok konuşur olduk. Bir parça hayata duyarlı her kesim, zaman zaman eksik ya da yanlış bilgilere rağmen daha çok ilgili olmaya başladı tohumla. Bu ilgi elbette toplumsal bir farkındalık yaratmada çok değerli bir lokomotif.  Tohumun yerlisi, ithali, hibriti, GDO lusu , takası derken atalık tohum kavramını sıkça kullanır olduk.

Kısa bir anımsatma yapalım. Binlerce yıl içerisinde doğal seleksiyonla kendiliğinden  ıslah olarak bulunduğu coğrafyanın iklim, toprak ve diğer çevre koşullarına uyum sağlamış ve kendi yerinde artık en az müdahale ile en sağlıklı var olabilenler adı üzerinde “taş yerinde ağır “ yerel tohumlarımız.   

Gelişen teknolojinin hizmetinde olduğu kapitalizmin  dünyayı sarmasıyla başlayan tüketim arzusu ve  artan nüfus nedeniyle tüketicinin isteğine, göz zevkine onun miktar olarak  da talebine daha çok cevap vermek için daha fazla miktarda üretime yanıt vermek adına hibrit tohumlar geliştirilmeye başlandı. Bunun  için de basitçe ifade etmek gerekirse  aynı türün kendi arasındaki  (buğdaysa buğday, mısırsa mısır) çeşitleri döllenerek  melezlenmiş  çeşitlerse hibrit olanlar.  Kimi raf ömrü açısından dayanıklı, kimi renk ve bir örnek yetişmesiyle cazip, kiminin birim alanda verdiği miktar fazla vs… Ama bir yerel çeşit gibi geçmişten gelen tüm alışkanlarımıza uygun olanı bulmakta zorlandığımız, kimi zaman  “ nerede o eski tat, koku…” dedirten çeşitler. Bir de bu hibrit tohumlardan aldığınız ürünlerden tekrar tohumluk almak isterseniz orada da sizi yarı yolda bırakır. Ya ürün vermez ya da ilk aldığınız ürünün aynı özelliklerini göstermez. Bu tohumlar yapısal olarak böyle ve  kendisini geliştiren üreticilerine bağlı kalmanızda bu işin doğası gereği diyerek fazla uzatmayalım.

Bir de GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) var ki asıl sıkıntı burada. GDO lu tohumlarda istenilen bir özelliği gösteren genetik yapıyı elde etmek için hibrit tohumlarda olduğu gibi kendi türü içinden değil tamamen farklı bir türden gen aktarımı yapılıyor ki sadece bilim dünyasında değil toplumun her kesiminde kıyamet bu noktada kopuyor. GDO karşıtlarının görsel materyallerinde kullandığı domatese balık genleri transfer etme durumunun ( biraz sansasyonel gibi görünse de )  karşılığı yani.  İnsan sağlığından ,  insanlığın ve dünyanın geleceğine dair kaygılar  oluşturan  GDO lu tohumların ortaya çıkarılma amaçlarını hibrit tohumlar kadar masum bulmadığımın altını çizerek yerel tohumlarımızın önemine geçelim istiyorum. Dünyada hububatta en çok üretilen ürün olan mısır ve yağlı tohum olan soyada GDO ların en fazla yer bulmasının nedenini sorgulamak komplo teorisine girer mi?

Küresel kapitalizmin egemenleri aslında savaşların amacı olabilecek  her türlü ele geçirmenin ve sömürünün farklı yöntemlerini uyguluyorlar aslında.  Altın, petrol, para olmadan da yaşam olur. Ama gıda olmadan olmaz ve artık en stratejik kavramlar bunlar  değil gıda ve su ( enerji kavramını tartışmalı bulanlardanım ve burada değinmeyeceğim).  ” Gıda demek tohum demek “ diye belirtmiştim.

"Gıdaya egemen olan tüm insanlığa egemen olur. “

Artan nüfus, genişleyen yaşam alanları, kirlilik, daralan tarım alanları, azalan su kaynakları gibi pek çok olumsuzluk karşısında ister “yüksek verimli ve dayanıklı çeşitler geliştirmek için” diyelim isterse “sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşmak için” diyelim yerli çeşitler ve yerel tohumlarımıza yani biraz daha geniş bir açıdan  “gen kaynaklarımıza” sahip çıkmamız gerekiyor.  En başta ıslah çalışmaları için bile yerli çeşitlere muhtacız.  Dünyanın en zengin genetik çeşitliliğine sahip nadir coğrafyalarından olan ülkemizde tohumda dışa bağımlı olmanın ayıbı da bu durumda bize fazlasıyla yeter…

Yıllar önce ülkemize dayatılan tohumculuk yasası ile nesiller boyunca üretilen , atadan- anadan, dededen-nineden kalma  ( bu nedenle atalık tohum)  yerli tohumlarımızın çiftçilerimiz arasında satışı yasaklandı. Yani küresel egemenlerin hibrit tohumlarına GDO lu soya ve mısırına daha çok bağımlı hale gelir olduk.  

Bu duruma bir tepki olarak ve “alıp satamazsak değişiriz” diyerek Seferihisar’da başlayan “tohum takas şenlikleri”  yurdun her yerine yayılarak farkındalık yaratmada önemli bir rol üstlendi. Yine Seferihisar’da açılan  “Can Yücel Tohum Merkezi “  ile bu farkındalığa katkı sağlamada bir adım daha atılmıştı.

Dün ( 02.03.2021 ) izmir Bornova’da bulunan  muhteşem güzellikteki nadir yeşil alanlarımızdan biri olan Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’nda  İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı tarafından kurulan   Can Yücel Tohum Merkezi  İBB Başkanı Sayın Tunç Soyer tarafından bereket dilekleriyle açıldı.  Öğrendiğim kadarıyla da İzmir’in  her ilçesinde açılması hedeflenen bu yapı özellikle çocuklarımızın farkındalığı ve bilgilenmelerine olanak sağlayacak şekilde düzenlenmiş.  Emeği geçen herkesi kutluyorum ve böylesi güzel bir yeşil alanı ve içinde bulunan     Can Yücel Tohum Merkezi ’ ni herkesin görmesini diliyorum.

Tohumun toprakla buluşup can olması gibi, “ Benim sadık yârim kara topraktır” diyen Aşık Veysel’le buluşan Can Baba’yı da saygı ve özlemle anıyorum.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 4 yorum var, 4 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Merih Yücel 4 Mart 2021 Perşembe 15:47

yerli tohum takas senlikleri 2010 yılında Torbalı''nin Karaot köyünde yasayan Feray Karapınar tarafindan, Prof. Dr. Tayfun Ozkaya ve Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı hocaların destegiyle başlatıldı. Köylüler, 2006 ( Yeni Tohumculuk Yasası çıktığından beri) komsu koylerden tohum toplama isine basladilar ve bir tohum bankasi olusturdular. Ve Turkiye''de ilk tohum takasini başlattılar.

Yorumu oyla      0      0  
Bayram ağın 4 Mart 2021 Perşembe 14:22

Çok güzel dile getirmişsin tebrikler başarıların daim olsum

Yorumu oyla      0      0  
Hakan bodrumlu 4 Mart 2021 Perşembe 10:51

Dediklerinize harfiyen katılıyorum. Çok önemli konulara değinmişsiniz. Bu konu ile ilgili ülke çapında maksadı gösteriş olmayan politikalara ihtiyaç var. Halk nezdinde baya bir karşılığı olan bravocu, şakşakçı popilist politikalardan uzak ayakları yere basan ciddi tohum ve tarım politikaları. Örnek olarak izmir değil de ankaraya bakalım Mansur başkan nohut üreticisine yüzde doksan destekli nohut dağıtıyor. Tebrik ediyorum adamı helal olsun. İzmir büyükşehir belediyesi, tarımsal daire başkanını tarımsal meslek kuruluşlarından seçmeyerek bu konuda samimiyetsizliğini bu karara direnerek çok açık bir şekilde göstermiştir. Liyakat diyince üzülüyorum:( saygılarımla.

Yorumu oyla      0      0  
Ufuk Birtürk 4 Mart 2021 Perşembe 10:41

Eline ve düşüncene sağlık İlker''ciğim... Şu rekreasyon kelimesine karşılık gelecek, Türkçe bir kelime kullanmaya başlasak çok sevineceğim..

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
RÖPORTAJLAR
ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK'TA GERÇEK İZMİR
TWITTER'DA GERÇEK İZMİR
YAZARLAR
Fikret İlkiz
Yargıda etik ilkeler ve yankı odaları
Sercan Avcı
Başkanların 2 yılı!
Dr. Tuncay Filiz
Reaktif hipoglisemi diyabetin ayak sesidir
İlker Ağın
İthalat kıskacında Türkiye tarımı
Seray Akın Ürkmez
Sağlığımızın kadın savaşçıları
Gönül Soyoğul
Medya, cambazlık mı?
Taha Okan
HDP kullanılarak CHP'ye tuzak mı kuruluyor?
ÇOK YORUMLANANLAR
Gerçek İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri