Dünya duvar örüyor, onlar kucak açıyor!

23 Şubat 2020 Pazar   09:28

Basmane’de bomboş bir arazi. Yere serilmiş battaniyelerin yanında minik terlikler. Güneşten korunmak isteyenler ağaçların gölgesine sığınmış. Sahipsizler, ümitsizler ve artık kaybedebilecekleri fazla bir şey olmadığını düşünüyorlar... Geçen yaz aylarında, tüm parasını kaçakçılara kaptırmış bu mülteci aileleri ilk fark edenlerden biri yoldan geçen Elif Altun oldu. Eşi Kazım ve 12 yaşındaki kızı Vera ile birlikte ailelerin ihtiyaçlarını karşılamak için başlattıkları dayanışma giderek daha da büyüdü. Aylar sonra ailelerden bazıları ‘iyi bir hayat’ umuduyla Avrupa’ya doğru yola çıktı. İlk durakları olan Yunanistan’ın Sakız Adası’na ulaştılar. Ancak aylardır Avrupa’nın en kalabalık mülteci kamplarından biri olan Vial Kamp’ta tutuluyorlar. Ailelerle hala diyalog halinde olan Altun ailesi, geçtiğimiz haftalarda koşulları görmek ve ailelerin acil ihtiyaçlarını ulaştırmak için kampı ziyaret etti.

Kampa dair izlenimlerini İlkses Gazetesi'nden Çağla Geniş ile paylaşan ve olumsuzluklara değinen aile, dünyada giderek artan mülteci düşmanlığına ise hayatın içinden okkalı bir yanıt veriyor: Küçük çocukların ağzından polis, yelek ve bot dışında bir sözcük duymadık çoğu zaman. Onları çok sevdik biz. Bu yüzden ‘Neden geldiniz?’ demek yerine ‘Hoş geldiniz’ demeyi tercih ediyoruz!



‘HOŞGELDİNİZ’ DEMEYİ TERCİH EDİYORUZ
Geçen sene yaz aylarında sokakta kalan mülteciler için kendi imkanlarıyla başlattıkları dayanışmanın zamanla büyüdüğünü belirten Elif Altun, şunları paylaştı: “Evimiz İkiçeşmelik’te. Tesadüfen Basmane’den geçerken sokaklarda yatıp kalkan o insanları gördüm. Eşim de işe giderken rast gelmişti bu ailelere... İlk temasımız böyle başladı. Nereden geldikleri ve nereye gideceklerine dair bir fikrim yoktu. Ama hikayeleri ne olursa olsun o kadar çocuk ve kadının sokakta kalıyor olması çok kötü bir şeydi. Günlerce evde yemek yapıp götürdüm, 12 yaşındaki kızım Vera ile çocuklara oyuncak dağıttık. İlk zamanlar bir şey götüreceğim zaman hemen bırakıp gidiyordum çünkü yanlarında uzun süre kalınca kendimi çok kötü hissediyordum. Zamanla birbirimize çok ısındık ve hepsiyle aile gibi olduk. Koskoca İzmir’de neden bu insanları kimse görmüyor diye çok düşündüm. Oldukça trajikti. Daha sora İzmir Müzisyenler Derneği’nden gönüllüler çok destek oldu. Kıyafet bulduğumuzda götürdük, yardımlar organize ettik. O süreçte çok yoğun bir göç yaşandı. Bazısı burada kalmaya karar verdi bazısı ise denizi geçerek Avrupa’ya gitmeye… Zaman içinde kimi parkta kaldıkları ağaç altından barakaya, barakandan da eski bir eve taşındılar. Geçen sene yaz aylarında başlayan dayanışmamız hala sürüyor. Düşünün bir kere… Ülkenizi terk etmek zorunda kalıp başka bir ülkeye gidiyorsunuz… Küçük çocukların ağzından polis, yelek ve bot dışında bir sözcük duymadık çoğu zaman. Onları çok sevdik biz. Bu yüzden neden geldiniz demek yerine ‘hoş geldiniz’ demeyi tercih ediyoruz.”



3 BİN KİŞİLİK KAMPTA 8 BİN KİŞİ KALIYOR
Geçtiğimiz haftalarda Sakız Adası’nda bulunan Vial Kampı’na yaptıkları ziyarete dair izlenimlerini paylaşan Kazım Altun, “Yunanistan’daki Vial Kampı, merkezin yaklaşık 8 km dışında bulunuyor. Normalde kampın kapasitesi 3 bin 500 kişi ama şu an 8 bin yakın kişi kalıyor. Mültecilerin konaklaması için prefabrik konutlar ve çadırlar bulunuyor. Aslında kampın kapasitesi prefabrik konutlar kadar ama mültecilerin çoğu yer olmadığı için korunaksız çadırlarda kalıyor. Biz ordayken hava çok soğuktu ve neredeyse hepsinin kış koşullarından koruyacak giyeceklere ihtiyacı vardı. Genel olarak yaklaşık 1 yıl boyunca kampta kalma süreleri var. Daha sonra ülkesine gönderilenler oluyor ama çoğu iltica talebi kabul edilerek batı ülkelerine gidiyor. Kendi ülkelerine gönderilenlerin sayısı oldukça az” dedi.



AYDA BİR KEZ DUŞ ALIYORLAR
Kampta kalanlara kişi başı 90 avro ödeme yapıldığını ve günde üç öğün yemek verildiğini kaydeden Kazım Altun, yaşanan olumsuzlukları ise şöyle aktardı: “Mülteciler arasında çok sık kavga çıkıyor. Yetkiler ise müdahale anlamında isteksiz. Sanki olayların büyümesini bekler gibiler... Kamp adeta açık cezaevi gibi; insanlar tüm gün hiçbir şey yapmadan öylece bekliyor. Hijyen, ısınma ve sağlık konusunda sorun yaşıyorlar. Ayda bir, sıra gelirse duş alabiliyorlar. Eğer mülteci konumunda Avrupa’ya geçebilirlerse asgari yaşam şartlarına kavuşacaklar. Kimse mülteci olmak istemez. Afgan bir aile ülkelerindeki durumlarının ne kadar iyi olduğunu anlatmıştı. ‘Neden geldiniz?’ diye sorduğumda ise çocuklarımı Taliban alacaktı o yüzden kaçtık dedi” ifadelerini kullandı.



DOKTOR SAYISI YETERSİZ
Denizi geçmeden önce bir süre Basmane’de kalan mültecilerle sürekli dayanışma içinde olduklarını ve hala daha diyalog kurduklarını anlatan Elif Altun, “Şu an Yunanistan’da kamplarda kalan mülteci aileler hala telefon aracılığıyla bize ulaşarak mont, ayakkabı ve ilaç gibi isteklerde bulunuyorlar. Elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu vesileyle hayatımda ilk kez eşim ve kızımla birlikte bir mülteci kampına gittim. Kampta durumlarını gördük ve iletişim kurduğumuz ailelerin ihtiyaçlarını ulaştırdık. Kampın girişinde küçük kantin vardı ama ürünler oldukça yüksek fiyatlarla satılıyordu. Ağır çöp kokuları geliyordu. Çok fazla hamile kadın ve çocuk vardı. Doktor sayısının oldukça yetersiz olduğundan şikayet ettiler. Kampı belirli aralıklarla ziyaret eden gönüllüler de vardı. Ellerinden geldiğince ailelerin ihtiyaçlarını karşılayıp, kamptaki hijyen koşullarını iyileştirmeye çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

BİR KIZ ÇOCUĞU YANIMA GELDİ…
Kampta küçük bir kız çocuğu ile arasında geçen diyalogu aktaran Elif Altun, “Kampta tüm vakitleri bekleyerek geçiyor. Kendi aralarında sohbet ediyorlar. Çocuklar ne bulurlarsa onu oyuncak edip vakit geçiriyor. Tanıdığımız aileler bizi görünce çok mutlu oldu. Uzun zaman akrabalarını, dostlarını görmezsin ya hani… Bizi görünce adeta öyle sevindiler. Yazın İzmir sokaklarında yatıp kalkan o bebeklerin büyüdüğünü görünce duygulandım. Kamp koşullarında bile bizi iyi ağırlamaya çalıştılar. Bir de küçük bir kız çocuğu geldi yanıma... İzmir’den hatırlamış. Türk lirası uzattı, ‘Al Türkiye…’ dedi. Artık bizim işimize yaramayacak, bu parayı İzmir’de başka mülteci aileye ver demek istedi. Para, deniz yolculuğu esnasında defalarca yıkanmış ve kurumuş… Beni görünce tanıdı ve muhtemelen koyduğu yerden çıkarıp getirdi parayı. O an çok duygulandım, bir süre öylece durdum…” dedi. (Çağla Geniş/İlkses Gazetesi)



Sayfa Adresi: http://www.gercekizmir.com/haber/Dunya-duvar-oruyor-onlar-kucak-aciyor/76156