Asena TUNCA/GERÇEKİZMİR - Buca Belediyesi tarafından hizmete alınan Edip Akbayram Etüt Merkezi ve Naim Süleymanoğlu Sporium Merkezi ve ilçede tamamlanan çeşitli projelerin toplu açılışı
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in katılımıyla gerçekleştirildi.
Programa Buca Belediye Başkanı Görkem Duman, CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, milletvekilleri, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
HER TÜRLÜ KÖTÜLÜK VE İFTİRAYLA ÜZERİMİZE GELİYORLAR
Açılış töreninde konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel şunları söyledi:
Yıllardır ülkeyi yöneten iktidar seçimi kaybettiğinde önce CHP'li belediyeleri silkeleyin, geçmişten birikmiş bütün borçları faizinden bir seferde alın, vergiyi alın, SGK'yı alın, İller Bankası'ndan bir şey koklatmayın, kamu bankalarından kredilerini onaylamayın, özel bankalara korku salın sakın CHP'li belediyelere kredi vermesinler, yurt dışından alsalar da getirseler de onaylamayalım diyerek Cumhuriyet Halk Partisi'ni önce maddi yönden çökertmeye çalıştı. Sonra üzerimize, kadın kollarımız bizim kadın kollarını yenemediği için artık, gençlik kollarımız bizim gençlik kollarıyla baş edemediğinden yargı kollarını kurdu. Başına birisini görevlendirdi ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'ndan başlayarak, İstanbul'dan başlayarak bütün Türkiye'de çeşitli operasyonlarla arkadaşlarımızı özgürlüklerinden etmeye, bürokratlarımızı özgürlüklerinden etmeye ve operasyon olmayan illerde, yerlerde de korku yaymaya, tedirginlik üretmeye ve hizmetleri aksatmaya ellerinden gelen ne varsa yaptılar. Halen daha da Atatürk'ün iki büyük eserinden biri olan partimize bir yanda kapatma davası açma, onunla ilgili çalışmalar; bir yanda yıllar önce yapılmış, üstüne üç kurultay yapılmış kurultayı kendilerince tartıştırıp partiyi zayıflatmaya çalışmalar; diğer taraftan partinin kurumsal kimliğine, yöneticilerine her türlü kötülük ve iftirayla Cumhuriyet Halk Partisi'nin üzerine doğru geliyorlar.
BİZLER TESLİM OLMADAN ÇALIŞIRIZ
CHPkorkanların, susanların, eğilenlerin, teslim olanların değil; aksine süngüyü gördüğünde süngünün üzerine koşanların partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi; gerekirse baş veren ama başını eğmeyenlerin, teslim olmayanların partisidir.
O yüzden de bizler teslim olmadan, tehditlerden yılmadan, bir kelime eksik konuşmadan, bir santim eğilmeden, bir adım geriye gitmeden çalışırız. Belediye başkanlarımız da kendisine milletin verdiği yetkinin farkında olarak, kılı kırk yararak, taşın suyunu çıkararak her imkansızlıkta hizmet etmek için çalışırlar; onların görevleri o.
İZMİR'DEN OY ALAMAYINCA NASIL KİNLENDİKLERİNİ BİLİYORUX
Bugün İzmir'de her türlü engellemeye, her türlü hasetliğe, 'İzmir'den oy isterken İzmir'i seviyoruz, İzmir bizim sevdamız, yaşam biçimine dokunmayız, sizi üzmeyiz' diyenlerin oy alamayınca nasıl kinlendiklerini, nasıl nefret duyduklarını, İzmir'deki hizmetleri aksatmak için nasıl her yola başvurduklarını biliyoruz.
İZMİR'İN HUZURUNU KAÇIRMAK İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPAN BİRİLERİ VAR
Bu; kredi vermemeden üzerine gitmeye, kredi borçları ve faiz borçları için AK Partili belediyelere tanınan olanakları tanımamaya, imzaları atmamaya, elinizdeki hizmet binalarına çökmeye, aldığınız mahkeme kararlarını iptal ettirmeye kadar türlü kötülükleri ve hasetlikleri yaptıkları gibi, İzmir'in huzurunu kaçırmak için ellerinden geleni yapan birileri var.
ÖZEL'DEN TUGAY VE DUMAN'A ÖVGÜ
Ama bir yanda da her kötülüğe rağmen Cemil Tugay gibi, Görkem Duman gibi elinden gelen her imkanla 24 saati 26 saat, 28 saat yaşayan, uyumayan, koşturan, çalışan ve başaran arkadaşlarımız var. İşte 36 yaşında birisini ilçede belediye başkanı yaparsanız, önce o halk onu kent bağrına basar, sonra da o bütün imkansızlıklara rağmen; önümde gördüğüm, 25 aylık süreçte teker teker sayılan, bir yanda asfaltlanmadık sokak bırakmayacağız diye yola çıkılan plent tesisi ve asfalt işlerinden 3 tane Kent Lokantası’na, emekliler için Çınarlar Buluşma Noktaları’ndan 9 kreşe, Etkin İstihdam Ofisleri ile gençlere iş bulmaktan İlber Ortaylı Cumhuriyet Kütüphanesi’ne, sevgili kardeşim Gülşah Druba’nın –Görkem’in de arkadaşı Gülşah’ın– adını yaşattıkları Kadın Dayanışma Merkezi’ne, Sera Tarım Okulu ve Tohum Merkezleri ile ata tohumlarını üretmeye ve dağıtmaya, yerel üretici için soğuk hava depolarına kadar bitmeyen dünya kadar hizmeti yapmışlar. Arkamda yazıyor; Zeki Müren Amfitiyatrosu’ndan gördüğünüz her türlü yeni hizmete kadar, Kızılçullu Tarım Okulu ve Yerel Tarım Merkezi’ne kadar...
Ancak iki tanesinin açılışını burada ilanen gerçekleştireceğiz. Bunlardan bir tanesi Edip Akbayram Etüt Merkezi. Edip Akbayram’la benim tanışmam –Türkan Hanım’a en taziyede hem de bir etkinlikte söylemiştim– yine İzmir’dedir; Dikili Festivali’ndedir, 1987 senesindedir. Sonrasında da hep dostluğumuz oldu ve geçen sene bugünlerde, 13 ay önce kendisini kaybettik. Ama biz Edip Akbayram’ın; muhaliflere, ezilenlere, mağdurlara, mazlumlara her zaman hem sahip çıkan, mücadeleyi öven ama hiç enseyi karartmayan, her seferinde en zorlu günlerde 'Güzel günler göreceğiz, güneşli günler' diye gelecekteki güzel günleri müjdeleyen sesini ömrümüz boyunca kulağımızda duymaya devam edeceğiz. Onun adının bir etüt merkezinde, bir eğitim merkezinde yaşatılacak olması çok önemlidir. Bu işi şundan önemsiyorum; biraz önce Ferdi Zeyrek’in adı verildiğinde, Gülşah’ın adının verilmesinde de hep söyledim. Böyle yerlere isim verince, Edip Akbayram herhalde en çok gençlerin ağzında yaşamayı severdi. Evden çıkarken soran anneciğine 'Nereye gidiyorsun?' dediğinde 'Edip Akbayram’a gidiyorum' diyecek gençler. Arkadaşlarıyla 'Edip Akbayram’da buluşalım' diyecekler. Adı yaşayacak.
ERDOĞAN BULGARİSTAN'DAN GELMEK İSTEYEN ANLAYIŞA KARŞI ÇIKAN TARAFTAYDI
Diğer bir açılışımız Naim Süleymanoğlu Sporium Merkezi. Gerçekten çok önemli bir eser kazandırılmış. Biraz önce değerli ağabeyini dinledik. Naim Süleymanoğlu Türkiye’nin dünyadaki gururudur, dünyayı kaldıran adamdır. Kendi kilosunun 3 katından 10 kilo fazlasını kaldıran, tarihe geçen, kırılamayacak rekorları kıran birisidir. Ve Naim Süleymanoğlu; Bulgaristan’da zulüm altında yaşarken, oradaki zulümden, o günkü yönetimin Türkiye’nin kapılarını açmasıyla Türkiye’ye gelen yüz binlerce soydaşımızdan birisidir. Ben o günlerde 10'lu yaşlarımda, evimizin karşısında lisede yatakhaneye çevrilmiş yerlerde kalan, işte oradan böyle Bulgaristan’da üretilen, Türkiye’de bilmediğimiz arabalarla o zaman için Lada’larla, Moskoviç’lerle gelen soydaşlarımıza su dağıtırdım. Anneannem kendisi de Selanik doğumlu, ‘Git akrabalara su dağıt’ derdi, su dağıtırdık. O günleri hatırlatmak belki de gerekiyor, yani çirkin bir şey ama hatırlatalım; iki görüş vardı.
Bir görüşün sahibi elbette o dönemin yöneticisi rahmetli Turgut Özal, o dönemin Sosyal Demokrat Partisi -bu tip durumlarda hep soydaşlarından yana olan, misafirperverlikten yana olan partimiz-, bir de o dönemde Bulgaristan’dan gelmek isteyenlere karşı çıkan bir anlayış vardı. O anlayışın temsilcisi o dönemde Recep Tayyip Erdoğan’dı. Eline mikrofonu alır, meydan meydan gezer, o gün ülkenin zorluklarda olduğunu, hayat pahalılığı olduğunu, işsizlik olduğunu ve Özal’ın Bulgaristan’dan gelene kapıları açtığını, her imkanı seferber ettiğini, buyur ettiğini söyler ve kötü kelimelerle, ‘Millet burada açlıktan, yoksulluktan karısını kızını satıyor’ diyecek kadar ağza alınmayacak sözler söyleyip ‘Ne işi var onların burada?’ derdi.
'NE İŞLERİ VAR DİYENLER' UNUTMUŞLAR
Bunlar halen kayıtlarda varken zaman zaman görüyorum, duyuyorum ki Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelmiş soydaşlarımızı o günler hiç olmamış gibi unutturarak aklınca sahiplenerek, onları kendisi açısından bir oy deposu gibi gören bu anlayış o günlerde yaptığını unuttu. Şimdi Suriyeli sığınmacılar konusunda Türkiye’deki işsizlik, yoksulluk anlatıldığında ‘Efendim onlar muhacir, biz ensarız, biz şuyuz, biz buyuz’ derken; Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımıza -hem de katliamdan kaçan, hem de soy ismi zorla değiştirilen, namazı kıldırılmayan, duası yaptırılmayan, müftüsü seçtirilmeyen soydaşlarımıza- o kutlu kapılar açıldığı gün onlara ‘Ne işleri var burada?’ diyenler şimdi o günleri unutmuşlar, bambaşka bir yerlerden bambaşka şeyler söylüyorlar.
BALKANLARDAKİ TÜM SOYDAŞLARIMIZI SELAMLIYORUM
Bulgarlar Bulgar bayrağını dalgalandırsın istiyordu. Bir şekilde Türkiye, Naim Süleymanoğlu'nu Türkiye'ye getirdi ve biz TRT'den hep beraber şunu izledik kardeşim: 'Naim Süleymanoğlu'nu taşıyan uçak Türk hava sahasına girmiştir, F-16'larımız ona eşlik ediyorlar, F-16'larımız onu selamlıyorlar' demişti. Biz bu fikrin, bu duygunun insanlarıyız. Onun için Balkanlar'daki tüm soydaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Bulgaristan'daki soydaşlarımızı ve buraya gelmiş bu ülkenin gücüne güç katmış, canına can katmış, damarlarımızda aynı kanın aktığı canlarımızı, kardeşlerimizi ayrı ayrı selamlıyorum. İyi ki varsınız; biz hep beraber güçlüyüz, hep beraber başaracağız.
Bir de, bir de şunu söylemeden geçmem bir gelişme var. Burası bir öğrenci şehri, öğrenci kenti Buca. Dünya kadar öğrenci var. Bundan 5 yıl önceydi, yine bu iktidarın kendince sıkıştığı bir dönemde Boğaziçi'nde her sene yapılan festivali kayyum rektör yasaklamıştı. Öğrenciler de bunu protesto için resim sergisini bahçeye taşımıştı. Orada bir Şahmeran resmi vardı. O resmi oraya götürüp koyan da Doğu Demirtaş'tı ve arkadaşı Selahattin Can Oğuz eşlik etmişti. Hatırlayın o Şahmeran resminden ne yalanlar, ne peygambere hakaretler, 'Yok efendim renklerinden cinsel yönelim tartışmaları' bilmem neler çıkardılar. 11 öğrenciyi gözaltına aldılar; Doğu'yu ve Selahattin'i Silivri'ye koydular, 3 ay orada tuttular. Ben onları ilk ziyarete gidendim, en çok ziyarete gidendim ve 90 günün sonunda önce tutuksuz yargılandılar. Sonra, sonra... Boğaziçi'nde ikisi de fizikteydi herhalde, biri kesin fizik bölümündeydi; o bölümlerinden Almanya'daki büyük üniversiteler davette bulundu. Türkiye'de Silivri, Türkiye'de zulüm, okuldan uzaklaştırma, ailelerine her türlü kötü söz... Ve gittiler, şu anda ikisi de dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim görüyorlar; biri doktora yapıyor, birisi başlamak üzere. Maalesef Türkiye onları kaybetti.
AK PARTİ'NİN NE KADAR VİCDANSIZ OLDUĞUNU GÖRDÜLER
Ama orada bir şey yaşandı. Mesela Doğu Demirtaş'ın annesi Doktor Hanım, AK Parti Sarıyer İlçe Başkanıydı, Kadın Kolları Başkanıydı; istifa etti. Babası çok iyi bir AK Partiliydi, Sertaç Bey; istifa etti. O günden bugüne Sertaç Bey ve Doktor Hanım her hafta cuma günü Boğaziçi'ndeki direnişte oğulları adına direniyorlar. Çünkü AK Parti'nin ne olduğunu, nasıl vicdansız olduğunu gördüler.
Yargıtay Başvuru süreci geçti, karar kesinleşti, karar esastan ret. Hiçbir suç yoktur. Talepleri halinde öğrencilere Türkiye Cumhuriyeti tazminat ödeyecektir.
EY TAYYİP EFENDİ!
Ey Tayyip efendi, Tayyip efendi! O gün grup konuşmasında 18 yaşındaki çocukları hedefe koyan, çocukları deli bozuklara, mafyalara, çetelere hedef gösteren, hayatlarını tehdit ettiren, Türkiye'den kaçmalarına sebep ettiren, Boğaziçi Fizik'teki dehaları Alman üniversitelerine kaptıranlara söylüyorum: Her şey görüldü ve şu kadar bir suç bile bulunmadı.
İŞİNE GELDİĞİNDE GENÇLERİ ÖVEN İŞİNE GELDİĞİNDE GENÇLERE SÖVEN İKTİDAR
Bunun için buradan, Buca’dan, öğrencilerin başkentinden bütün Türkiye'deki gençlere söylüyorum: İşine geldiğinde gençleri öven ama işine geldiğinde söven, hedef gösteren, hapse atan, konserleri yasaklatan, her türlü kültürel aktivitede kimin ne içeceğine, ne giyeceğine, ne yapacağına karışan; gencecik kızların, altı tane kız çocuğunun grubundan bilmem ne sakınca doğurtup onlara ev hapisleri bilmem neler veren bu anlayışa karşı; sıkın dişinizi diyorum gençler, sıkın dişinizi!
YASAKSIZ TÜRKİYE, VİZESİZ AVRUPA GELİYOR
İktidar değişiyor; yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor. Yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor!
Son sözüm, son sözüm burada bütün Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına; içeride direnenlere mücadelelerinde sabır ve direnç, sokakta çalışanlara, emek verenlere teşekkürlerimi, şükranlarımı sunuyorum. Bu yolun sonu aydınlıktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, içeride atsalar, her türlü kötülüğü de yapsalar Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar yürüyüşü engellenemez. Karşımızda seçimden kaçan, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in en önemli kazanımı sandığa borçlu olduğu iktidarını şimdi sandıkta kaybedeceğini gördüğü için rakiplerini azaltan, rakiplerine saldıran, rakibi kendinden sonraki iktidar partisine, ülkenin kurucu partisine taarruz eden ve seçimden korkan bir iktidar vardır.
TAYYİP BEY KORKAK DEĞİLSEN GEL KARŞIMIZA ADAY OL, HODRİ MEYDAN!
Son kez söylüyorum, bir kez daha söylüyorum: Tayyip Bey, kendine güveniyorsan, korkak değilsen, millete güveniyorsan, 'milli irade' diyorsan; sandığı koy, gel karşımızda aday ol. Hodri meydan!
MİLLETTEN KAÇAMAZSIN
Kazanırsan ben gidiyorum, kaybedersen bu ülkenin önünü açıyoruz. Korkmuyorsan hodri meydan, seni sandığa davet ediyorum. Ne sensin patron, ne benim; patron millettir, milletin dediği olacak. Milletten kaçamazsın."
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |











Künye
İletişim
Facebook
Twitter
RSS
Sitene Ekle
Günün Haberleri