GERÇEKİZMİR - Bayetav İzmir Barometresi 2026 Kış Raporu yayımlandı. Her barometre döneminde olduğu gibi bu raporda da İzmir’in ekonomik kırılganlıkları, geçim stratejileri, siyasal tercihler, toplumsal ruh halleri ve yerel yönetim algısına ilişkin veriler yer aldı. Araştırma 21-27 Ocak tarihleri arasında CATI (Bilgisayar Destekli Telefon Anketi) yöntemiyle gerçekleştirildi. Anket kapsamında 300 kadın ve 300 erkekten oluşan toplam 600 kişiyle görüşüldü. Ankette İzmirlilerin %42'si kazandığı gelirle geçinemediğini belirtirken, yalnızca %15'i rahat geçinebildiğini söylüyor. Kış raporundaki dikkat çeken bulgular şöyle oldu: İzmir’de yaşamaktan memnuniyet İzmirlilerin üçte ikisi (%65) kentte yaşamaktan memnun olduğunu belirtiyor; ancak bu genel tablonun arkasında, sınıfsal ve kuşaksal değişkenler boyunca derin farklılaşmalar var. 60 yaş ve üzerinde memnuniyet %78'e ulaşırken, 30-39 yaş grubunda %49'a düşüyor; ekonomik güvencesizlik, barınma maliyetleri ve gelecek kaygısı, genç kuşakların şehirle kurdukları ilişkiyi köklü biçimde dönüştürüyor. Siyasal kimlik boyutu ise bu ayrışmayı daha da derinleştiriyor: CHP seçmenlerinin %79'u İzmir'den memnunken Cumhur İttifakı seçmenlerinde bu oran %48'e iniyor; kentle kurulan duygusal bağ, yalnızca nesnel yaşam koşullarını değil, siyasal konumlanmanın kenti nasıl deneyimlettirdiğini de yansıtıyor İzmirlilik İzmirlilik kimliği ise gündelik yaşam koşullarından görece bağımsız bir zemine oturuyor. Kentin nüfusunun yarısından fazlasının başka illerden göç etmiş kişilerden oluştuğunu gösteren TÜİK verileri (%56,5, 2025), İzmirlilik kimliğinin yalnızca doğum yeri ya da köken üzerinden değil, kentle kurulan ilişkisel bir bağ aracılığıyla üretildiğine işaret ediyor. Bunu doğrular biçimde, İzmir'de yaşayanların %87'si kendini İzmirli hissediyor; bu oran, yaşam memnuniyetinin belirgin biçimde üzerinde seyrediyor. Daha önemli bir nokta ise şu: kentten memnun olmayanlar bile büyük çoğunlukla kendini İzmirli olarak tanımlıyor. Aidiyet, koşulsuz değilse de memnuniyetten bağımsız biçimde üretiliyor. Hangi İzmir? İzmir'in "toplumsal ruhuna" dair kanaatler ise bu aidiyetin ne denli tartışmalı bir zemine oturduğunu gösteriyor. Pek çok katılımcı hoşgörü, özgürlük ve laik-cumhuriyetçi değerleri ön plana çıkarıyor; bununla birlikte bu tanımlamaların deneyimsel karşılığı her kesim için aynı değil. Özgürlükçü-rahat İzmir imgesi, özellikle farklı siyasal kesimler için klişeye dönüşmüş bir söylem olarak da işliyor. İzmirli Dindarlık Barometrenin farklı dönemlerinde ölçülen dini kimlik verileri bu tabloya ayrı bir boyut katıyor: İzmirlilerin %55'i kendini dindar olarak tanımlarken, bu kimliği birincil kimlik olarak sahiplenen kesim yalnızca %13 düzeyinde kalıyor; dindarlık, İzmir'de bireysel yaşanıyor, siyasal alana taşındığında ise güçlü bir antipatiyle karşılık buluyor. Geçim Sıkıntısı Barometrenin duygudurum verileri, İzmir'de toplumsal ruh halinin belirgin biçimde karanlık bir dönemden geçtiğini ortaya koyuyor. Gelecek beş yıla ilişkin ekonomik beklentilerde İzmirlilerin %57'si kötüleşme öngörüyor; bu oran, bir buçuk yıllık trendde %57-65 arasında salınım göstererek sistematik bir karamsar tabloya işaret ediyor. Siyasal tercih boyutu bu karamsarlığı da farklılaştırıyor: CHP ve DEM Parti seçmenlerinde kötüleşme beklentisi %67-70'e ulaşırken Cumhur İttifakı seçmenlerinde %37'de kalıyor; ekonomik gerçekliğe ilişkin algı ile siyasal aidiyet arasındaki bu 30 puanlık makas, algının gerçeklikten ne ölçüde bağımsızlaşabildiğini gözler önüne seriyor Her şeyden Tasarruf Geçim güçlüğü, soyut bir kaygı değil; hane düzeyinde elle tutulur bir gerçek olarak yaşanıyor. İzmirlilerin %42'si kazandığı gelirle geçinemediğini belirtirken, yalnızca %15'i rahat geçinebildiğini söylüyor. Bir buçuk yıllık veri trendine bakıldığında bu tablonun anlamlı bir iyileşme göstermediği görülüyor. Harcama kısıtlamalarında ilk sıraya mutfak harcamaları (%41,1) yerleşirken sosyalleşme (%38,9), kültürel aktiviteler (%28,6) ve ev faturaları (%28,5) onu takip ediyor; sağlık harcamalarının da kısıtlandığını söyleyenlerin oranı %20,7'ye ulaşıyor. Çocuk harcamalarından (%21) ve eğitimden (%17,1) kısıntı yapıldığını gösteren bu veri, ekonomik krizin gelecek kuşakları nasıl etkilediğini somut biçimde ortaya koyuyor. Gıda Krizi ve Destekle Sürdürülen Hayatlar Bu araştırmanın belki de en çarpıcı boyutunu gıda güvencesizliği verileri oluşturuyor. İzmirlilerin %61,2'si son bir yıl içinde yiyeceğinin biteceği ve yenisini almaya para bulamayacağı kaygısını yaşadığını ifade ediyor; %53,1'i ise bu kaygıyı somut olarak yaşamış durumda. Bu oran, Nisan 2025'te %55 olan "hiç sorun yaşamadım" yanıtının Temmuz 2025'te %46,6'ya, bu barometrede ise %46,9'a gerilemesiyle birlikte gıda güvencesizliğinin artık geçici bir kriz değil, yapısal bir sorun olarak yerleştiğine işaret ediyor. Satın alınan gıdaların sağlıklı ve güvenilir olduğunu düşünenlerin oranı ise yalnızca %34; sofradaki gıdaya güvensizlik, erişim sorununun üzerine ayrı bir endişe katmanı olarak ekleniyor. Kurumsal destek mekanizmalarının bu süreçte zayıflamış olması tabloyu tamamlıyor: Ekonomik destek alan hane oranı bir yılda %9,8'den %12'ye yükselirken belediyelerden ve devlet kurumlarından destek alanların payı gerilemiş; yük giderek daha fazla aile ve yakın çevre ağlarına devredilmiş durumda. İlçelere Sıkışmış Liderlik Bu kış döneminde ilk kez yöneltilen "İzmir'de en beğendiğiniz ilçe belediye başkanı kimdir?" sorusu, yerel siyasette yaşanan temsil krizini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. Katılımcıların %41,2'si hiçbir belediye başkanını beğenmediğini ifade ederken, geriye kalanlar arasında hiçbir isim çift haneli oranlara ulaşamıyor; en yüksek beğeni oranı %10 civarında kalıyor. Beğeninin büyük ölçüde başkanların bulunduğu ilçelerde kümelenmesi, kent ölçeğinde bütünleştirici bir figürün yokluğunu ve yerel siyasetin ilçe sınırları içine sıkışmışlığını gösteriyor. Temel Belediyecilik Krizi Yerel hizmetlere ilişkin değerlendirmeler ise daha çeşitlenmiş bir tablo sunuyor. Kültürel ve sanatsal faaliyetlere ilişkin memnuniyet Ocak 2025'teki %40,8'den Ocak 2026'da %52,6'ya; kamusal güvenlik hissi %40,5'ten %52,4'e yükselmiş durumda. Buna karşılık ekonomik fırsatlar ve iş imkânları konusundaki memnuniyetsizlik benzer bir çizgide devam ediyor: İzmirlilerin yalnızca %29,8'i bu alanda kenti yeterli buluyor. Barometrenin özel okul verileri de bu eşitsizliği farklı bir açıdan ortaya koyuyor: Devlet okulundan özel okula kayma eğilimi güçleniyor. Ancak bu kaymanın büyük ölçüde üniversite mezunu ve üst gelir grubundaki ailelerin tercihleriyle sınırlı kaldığı görülüyor. Eğitim sistemindeki bu ayrışma, gelir grupları arasındaki eşitsizliğin bir sonraki kuşağa taşınma riskine işaret ediyor. Siyasete Güvensizlik Ekonomik kırılganlıkla paralel derinleşen siyasete güvensizlik, barometrenin en tutarlı temalarından birini oluşturuyor. Kararsız seçmen oranının Mayıs 2023'teki %12 düzeyinden Ocak 2026'da %19'a yükselmiş olması bu güvensizliğin oy davranışına yansımasıdır. CHP, İmamoğlu'nun tutuklanması ve partiye yönelik operasyonların yarattığı tepki sonrası Ekim 2025'te %44 ile en yüksek orana ulaşmış; bu barometrede ise 3 puanlık bir gerileyişle %41'e inmiştir. AK Parti ise yaklaşık iki yıldır %19-22 bandında dalgalı bir seyir izliyor. Güvensizlik yalnızca belirli bir partiye ya da iktidara yönelik değil; siyasete ve siyasetçiye yönelik daha kapsamlı bir hayal kırıklığı olarak ifade ediliyor. "Kim neyi savunuyor, neden savunuyor, artık bilmiyoruz. " diyen katılımcı sesi, farklı siyasal kimliklerden ve eğitim düzeylerinden pek çok İzmirlinin paylaştığı bir yorgunluğu temsil ediyor. Bu güvensizlik ortamında siyaset izlemek bile bir yük haline geliyor; haberleri pas geçmek, siyasi tartışmalardan geri çekilmek, giderek yaygınlaşan bir tutuma dönüşüyor.