CHP'li Bağcıoğlu İzmir'de konuştu: Mavi Vatan seçim dönemi bir slogan olmaktan çıkarılmalı!

27 Şubat 2026 Cuma   11:40

Asena TUNCA/GERÇEKİZMİR - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, aylık bilgilendirme için basın toplantısı gerçekleştirdi.

CHP İzmir İl Başkanlığı’nda gerçekleştirilen toplantıda Bağcıoğlu, savunma sanayi, güvenlik ortamı, askeri sağlık sistemi, personel hakları ve bölgesel gelişmelere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Balıkesir 9’uncu Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan kalkış yapan F-16 uçağının kaza kırıma uğradığını ve pilotun şehit olduğunu büyük üzüntüyle öğrendiklerini belirten Bağcıoğlu, "Semalarımızın güvenliği için şehit olan kahraman pilotumuz Hv.Plt.Bnb. İbrahim BOLAT’a Allah’tan rahmet, ailesine ve silah arkadaşlarına başsağlığı diliyorum" dedi.

Bağcıoğlu ayrıca, 6 yıl önce Suriye’nin İdlib bölgesinde 34 askerin şehit olduğu saldırıyı hatırlatarak, sorumluların unutulmayacağını vurgulayarak "6 sene önce, Suriye- İdlib’de askeri birliğimize Rusya Federasyonu tarafından yapılan hava saldırısında 34 Şehit verdik. Yardıma giden ambulanslar bile saldırıya uğradı.

Şehitlerimizi de katillerini de tedbir almayarak olaya sebebiyet veren makam ve yetki sahibi sorumluları da unutmadık, unutmayacağız. Aziz ve Yiğit ruhları şad olsun" ifadelerini kullandı.

Emekli Koramiral Aydan Erol’un cenazesinde askeri tören yapılmadığını belirten Bağcıoğlu, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bağcıoğlu şunları kaydetti: "Bahriye üniformasını 44 yıl boyunca şerefle taşıyan, emrinde görev yapmaktan onur duyduğum emekli Koramiral Aydan Erol ebediyete uğurlandı.

Cenazede askerî tören yapılmadığına, hayatı boyunca namusunu koruyacağına yemin ettiği Türk bayrağının tabutuna sarılmasının dahi çok görüldüğüne dair acı bir manzaraya şahit olundu. Bayrağımız, bir akrabası tarafından tabutuna örtüldü, üniformalı fotoğrafı ise ailesi tarafından getirildi.  Koramiral Erol, FETÖ mensubu bir savcının hazırladığı iddianameyle mahkûm edilmişti.  Unutulmamalıdır ki; bir dönem Balyoz ve Askerî Casusluk kumpaslarında yargılanan askerlerimiz de iftiracılar tarafından darbeci ve casus olarak yaftalanmıştı.

Ancak onlar, hapisteyken dahi vatanlarını ve TSK’yı canlarından çok sevmeye devam ettiler. Onların vatan sevgisini 15 Temmuz gecesi hain darbecilere karşı koyarken ve devlete, millete hizmet etmeyi sürdürürken gördük.

Varsın resmî tören yapılmamış, muvazzaf personel katılmamış, Atatürk düşmanlarının cenazelerinde gösterilen ihtimam gösterilmemiş olsun; Aydan Amiral, çok sevdiği al bayrağa sarılı olarak hem kalbimize hem de vatan toprağına defnedildi."

Yunanistan’ın Ege’deki gayriaskeri statüdeki adaları silahlandırmasının Lozan ve Paris Anlaşmaları’na aykırı olduğunu belirten Bağcıoğlu, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hak ve menfaatlerinin korunmasının hayati önemde olduğunu söyledi. "Rusya – Ukrayna savaşında, karacephesindeki Rusya Federasyonu kazanımları verilen kayıplar dikkate alındığında sınırlı kalmış; buna karşın Rusya, Ukrayna’nın enerji, ısıtma altyapısı ve tarım ihracat kapasitesini hedef alarak sivil-ekonomik baskıyı artırmıştır" diyen Bağcıoğlu şunları söyledi: "Ukrayna ise Rusya’nın petrol rafinerileri ve enerji tesislerine yönelik derinlikli saldırılarla Moskova açısından savaşın maliyetini yükseltmeyi amaçlamaktadır.

Savaşta meydana gelen kayıp ve zayiatların % 80’i insansız araç ve dronsaldırıları neticesinde meydana gelmiştir. Bu durum taarruzi harekatta insansız araçların aldığı rolü gösterdiği gibi kuvvet korumasında insansız araçlar ve dronlara karşı savunma planlamasının önemini vurgulamaktadır.

Savaşın yeni alanı Karadeniz olmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz aylarda meydana gelen tankerler ve ticari gemilere yönelik saldırılar, serseri mayınların oluşturduğu tehdit Karadeniz’de deniz güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit etmiştir."

"Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırmaya ve askeri tatbikatlara devam etmesi, Lozan ve Paris Anlaşmalarının doğrudan ihlalidir" ifadelerini kullanan Bağcıoğlu şöyle konuştu:

"Yunanistan’ın bu adalardaki askeri faaliyetlerine ilişkin video paylaşımları uluslararası hukuk ihlallerinim belgesi, kural tanımazlığın göstergesidir.

Doğu Akdeniz’in milli hak ve menfaatlerimizin korunması açısındanönemi her geçen gün artıyor.

GKRY’nin siyasi ve askeri girişimlerinin yanı sıra Lübnan ile münhasır ekonomik bölge anlaşması son dönemin dikkate alınması gereken önemli olaylarıdır. 

Ayrıca Yunanistan'ın Girit'in güneyi ve Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzalaması ve arama alanını 48.000 km²’den 94.000 km²’ye çıkarması da dikkatle takip edilmelidir.

Akdeniz’in en büyük araştırma ve sondaj filosuna sahip olan ülkemizin Doğu Akdeniz’de “mevcut durum itibari ile” araştırma veya sondaj faaliyeti icra etmeyen Suriye ve Lübnan ile birlikte üç ülkeden biri olması da izaha muhtaç bir durum yaratmaktadır.

Deniz Yetki Alanlarımızda yapılacak her sismik araştırma faaliyetinin, kazılan her sondaj kuyusunun; uluslararası hukuktan doğan haklarımızın tescili ve devlet uygulaması ile uzun vadeli kazanımların elde edilmesi açısından hayati önemi haiz olduğu da izahtan varestedir.

Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuk çerçevesinde münhasıran haklarımız olan, ancak 2020 yılı aralık ayından itibaren faaliyet gösterilmeyen bölgelerde, “araştırma faaliyeti icra edilerek devlet uygulaması yapılması”, bayrak ve varlık gösterilmesi, milli menfaatlerimiz açısından zorunludur.

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin 1 Ekim 2025 tarihinde yaptığı “Türkiye, kendi kıta sahanlığında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin TPAO’ya tahsis ettiği ruhsat sahalarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini planlı şekilde sürdürmekte” açıklaması da ne yazık ki sahada karşılık bulmamaktadır.

Yapılması gereken "MAVİ VATAN” kavramını seçim dönemlerinde hatırlanan bir slogandan çıkarıp ruhuna ve anlamına uygun eylemselliği Doğu Akdeniz'de göstermektir."

Akdeniz'de deniz güvenliği

"Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı, Türkiye’nin deniz güvenliğindeki merkezi rolüne önemli katkılar sağlamaktadır" ifadelerini kullanan CHP'li Bağcıoğlu şunları söyledi:

Karadeniz Uyumu Harekâtı, Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 1 Mart 2004’te BMGK kararlarına dayanılarak deniz güvenliği harekâtı olarak başlatılmıştır.

Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle Ukrayna katılımını askıya almasına rağmen; harekât Rusya, Ukrayna ve Romanya’nın katılımıyla, Türkiye’nin liderliğinde uluslararası kimliği ile kesintisiz şekilde sürmektedir

Akdeniz Kalkanı Harekâtı ise Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 2006’dan bu yana Doğu Akdeniz’de barış ve güvenliği sağlamak amacıyla yürütülen milli bir deniz güvenliği harekâtıdır.

13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı, karargâh görüşmeleri ve imzalanan Askerî Çerçeve Anlaşması, Doğu Akdeniz’de güvenlik ve istikrara katkı sağlayabilecek kritik ve gecikmiş adımlardır.

Mısır ile ilişkilerin iç politikaya ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin Türkiye’ye ne kaybettirdiğinin açıkça sorgulanması gerekmektedir. Diplomatik ve siyasi ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye’nin millî menfaatlerine daha uygun kazanımlar elde edilebilecekti.

Mevcut konjonktürden istifade edilerek, Karadeniz Uyumu Harekâtı’na benzer şekilde Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na da uluslararası bir kimlik kazandırılmasıAkdeniz’de kalıcı ve kapsayıcı bir güvenlik mimarisi oluşturabilecektir.

Bu kapsamda, öncelikle Suriye ve Mısır’ın, müteakiben Libya ve Lübnan’ın Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na katılımının sağlanması; Türkiye’nin öncülüğünde Akdeniz’de barış, istikrar ve deniz güvenliğine somut katkı sunacaktır."

Suriye ve düzensiz göç uyarısı

Bağcıoğlu, bölünmüş bir Suriye’nin daha fazla istikrarsızlık ve göç anlamına geleceğini belirtti. İran’da yaşanabilecek olası gelişmelerin de yeni bir göç dalgası riski oluşturabileceğini söyledi. Bağcıoğlu şunları ifade etti: "Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir. Bölünmüş bir Suriye; daha fazla istikrarsızlık ve daha fazla göç demektir.

Bu çerçevede 30 Ocak anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi önemlidir.

Suriye’de herkes etnik kökenine ya da inancına bakılmaksızın aynı hak ve özgürlüklere sahip olmalı, yönetimde temsil edilmelidir.

Bu eşitlik; hak ve özgürlükleri güvence altına alan güçlü bir anayasa, devletin birliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan bir düzen, serbest ve adil seçimler yoluyla sağlanmalıdır.

Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır.

İkincisi ve en önemlisi; Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir.

Bu çerçevede, Suriye’de son günlerde artan DEAŞ tehdidinin de ülkemize etkisi dikkatle takip edilmelidir. Türkiye’de bulunan uyuyan terör hücrelerine karşı farkındalık sağlanmalı ve müteyakkız bulunulmalıdır. Önleyici istihbarat ilekarşı tedbirler alınmalıdır.

Düzensiz göçle mücadele

İran’da meydana gelecek gerginlik ve çatışma ortamı neticesinde hudutlarımıza yönelik oluşabilecek kitlesel göç dalgasına dikkat çekiyor ve gerekli tedbirlerin titizlikle uygulanması gerekliliğini hatırlatıyoruz.

Avrupa’da demiryolları, havaalanları, enerji ve sağlık tesislerine yönelik siber saldırılar meydana gelmiştir. 

Kritik altyapıların hibrit tehdit ortamında hedef alınabileceği dikkate alınarak, Türkiye için “Siber Savunma” tedbirleri gözden geçirilmeli, hazırlık durumu yükseltilmelidir."

Gözbebeğimiz olan böyle bir kuruma uyuşturucu nasıl sokulabilmiştir?

Son günlerde basında yer alan haberlerde, "Hava Harp Okulu’nda görevli bir kısım sözleşmeli erbaş/er hakkında “uyuşturucu madde temin etme, kullanma veya kullanımını kolaylaştırma” suçlarından yasal işlem başlatıldığı öğrenilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri toplumumuzun aynasıdır ve insan kaynağına dahil edilen personel de vatandaşlarımızdan oluşmaktadır" ifadelerini kullanan Bağcıoğu şöyle konuştu:

Ne yazık ki son yıllarda toplumun her kesiminde ortaya çıkan uyuşturucu madde temin ve kullanımı sorununun TSK personeline de sirayet etmesi üzücü ve kabul edilemez bir durumdur.

Bu durum özelinde sorulması gereken soru şudur: Bu personelin mesleğe kabul sürecinde alınan askerliğe elverişlilik / TSK’da görev yapar raporu aşamasında uyuşturucu kullanımları neden tespit edilememiştir?

Eğer uyuşturucu kullanımına askere girdikten sonra başlamışlarsa — ki olayın Harp Okulu’nda vuku bulduğu düşünüldüğünde konunun daha da vahim bir hâl aldığı açıktır — göz bebeğimiz olan böyle bir kuruma bu uyuşturucu nasıl sokulabilmiştir?

Sorun, adli bir olay olması nedeniyle kendi mecrasında ele alınacak; suçlu bulunanlar için kanunların öngördüğü cezalar ve yaptırımlar uygulanacaktır.

Ancak yapılması gereken, TSK’nın bu olayın sebeplerine yönelik gerçekçi bir kök analiz yapması ve analiz neticesinde ortaya çıkması muhtemel sistemsel ve kurumsal hataların giderilmesine yönelik tedbirleri ivedilikle almasıdır.

Bu aşamada, Millî Savunma Bakanlığı’na konuya ilişkin yürütecekleri incelemede yardımcı olmak maksadıyla; askere elverişlilik / mesleğe girişte alınan TSK’da görev yapar raporlarının düzenlenmesi süreçlerinde asker hastanelerinin kapatılmasının ve disiplinin sağlanmasında askeri yargının kaldırılmasının ne gibi olumsuzluklar yarattığına yönelik bir incelemeyle konuya başlanmasını tavsiye ederiz."

Gemi ihracı eleştirisi

"Kısa süre önce Deniz Kuvvetleri için üretilen Akhisar sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi’nin yapılan tüm uyarılara rağmen Romanya’ya satılmasının ardından, iki İstif sınıfı firkateynin (İzmir ve İçel) yurtdışına satılması gündeme gelmişti" sözlerini kullanan CHP'li Bağcıoğlu şu ifadeleri kullandı: "Bu gemilerin inşası; tehdit değerlendirmeleri, harekât ihtiyaçları, personel projeksiyonları ve hizmet dışına çıkarılacak platformların ikamesi esas alınarak, uzun yıllara yayılan analitik ve bilimsel çalışmalar sonucunda planlanmıştı.

Bu yanlış karardan dönülmesi; ihraç edilecek gemilerin ancak Kuvvet Yapısı hedeflerine ulaşıldıktan sonra ya da millî hedeflerde gecikmeye yol açmayacak şekilde eş zamanlı inşa edilmesi suretiyle değerlendirilmesini şiddetle tavsiye etmiştik.

Millî güvenliğimizi doğrudan riske atacak; sahadaki caydırıcılığımızı ve diplomatik manevra kabiliyetimizi zayıflatacak bu kararın, tarihî bir sorumluluk doğuracağını vurgulamıştık.

Millî Savunma Bakanlığının, TSK’nın ihtiyaçlarını önceleyecek bir ihraç rejimi uygulanacağı yönündeki geçtiğimiz haftalardaki açıklaması, sürecin başından itibaren yaptığımız önerilerle uyumludur.

Bu yanlıştan dönülmüş olması memnuniyet vericidir; zira zamanında atılan doğru bir adım, ileride telafisi mümkün olmayacak zararların önüne geçer.

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin muğlak açıklamasından sonra MilliSavunma Bakanlığı tarafından yapılan bu açıklama endişeleri biraz olsun gidermiştir.

Hep vurguladığımız gibi, önce kuvvet yapısı hedeflerine ulaşılmalı daha sonra gemi ihracı yapılmalıdır. Süreci takip etmeye devam edeceğiz.

Devlet ciddiyeti vurgusu

Geçtiğimiz günlerde yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısında alınan kararlar henüz açıklanmamışken, sosyal medyada etkileşim almak maksadı ileipuçları verecek şekilde yapılan paylaşımlar son derece rahatsız edici olupdevlet ciddiyetine yakışmamaktadır."

Popülist ve iç politika amaçlı vaatlerin kurumların güvenilirliğini zedelemesine izin verilmemelidir

Savunma sanayiinin önemine vurgu yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bağcıoğlu şunlara vurgu yaptı:

Bölgemizde artan tehdit ortamı, diğer devletlerin hızlanan silahlanma çabaları ve muhtemel krizlerin millî menfaatlerimize doğrudan etkisi, son 15 yıldır muharip uçak tedarik edemeyen Türkiye’nin, yürütülen üretim ve tedarik süreçlerini hızlandırmasını zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda, şu andan itibaren yapılması gerekenler açık ve nettir: Semalarımızdaki harekât ve teknolojik bağımsızlığımızın sembolü olan KAAN muharip uçak projesinde gecikme yaşanmaması için her türlü tedbir alınmalıdır. ANKA-3 ve Kızılelma muharip insansız uçak sistemlerinin geliştirme süreçleri hızlandırılmalıdır. Karşılaşılan her türlü zorluğa rağmen F-16 Özgür-2 modernizasyonu kararlılıkla ilerletilmelidir. Typhoon tedarik sürecine, planlama dâhilinde devam edilmelidir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için her türlü diplomatik ve siyasi girişim yapılmalı; KAAN MMU ara dönem motorlarının temini ile birlikte, Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından belirlenecek sayıda F-35 tedariki için tüm imkânlar değerlendirilmelidir. Ön ödemesi yapılmış olan F-16 Blok 70 tedarikinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihtiyaçları doğrultusunda belirlenecek sayıda uçağın envantere alınması sağlanmalıdır.

Ama her şeyden önce gerçekçi hedefler ortaya konulmalı, kamuoyu şeffaf bir şekilde, uygun kapsamda süreçler hakkında bilgilendirilmelidir. Popülist ve iç politika amaçlı vaatlerin kurumların güvenilirliğini zedelemesine izin verilmemelidir.

2030’lu yıllar için hedeflenen yapı ise; ANKA ve Kızılelma MİUS’larıyla desteklenen KAAN, Typhoon, F-35 ve modernize edilmiş F-16’lardan oluşan dengeli ve çok katmanlı bir muharip hava gücü, Havadan İhbar ve Kontrol uçaklarını destekleyecek şekilde MURAD AESA radarıyla teçhiz edilmiş insansız hava araçları, Artan ihtiyaçlar dikkate alındığında nitelik ve nicelik bakımından güçlendirilmiş bir hava ulaştırma filosu olmalıdır."

Anadolu Türk Deniz Kuvvetleri değerlendirmesi

"Anadolu amfibi hücum gemisi dahil, 4 gemiden oluşan Anadolu Türk Deniz Görev Kuvveti faaliyetine devam ediyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri; kurumsal kültürü, muharip ruhu ve gelenekle teknolojiyi birleştiren yapısı ile harekât kabiliyetini sürekli geliştiriyor" sözleriyle değerlendirmesinde devam eden Bağcıoğlu, şunları kaydetti: "1950’de Kore’ye tugay gönderilmesi, alan dışı harekât, lojistik ve çok uluslu komuta yapısında birleşik harekât tecrübesi kazandırdı.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, sınırlı imkânlara ve zorluklara rağmen dünya harp tarihine örnek bir müşterek harekâtolarak geçti.

1993 Somali görevi, gerçek çatışma şartlarında uzak coğrafyaya güç aktarımını test etti.

1990’larda iç güvenlikte gece şartlarında icra edilen tabur çaplı hava hücum harekâtları dikkat çekici bir operasyonel kabiliyet ortaya koydu.

1996 Kardak Krizi ise özel kuvvetlerin planlama, gizlilik ve süratle tek mermi atmadan üstünlük sağlayabileceğini gösterdi.

Bu tarihsel birikim, TSK’yı bugün tugay seviyesinde kuvvet intikal ettirebilen, müşterek ve birleşik harekât icra edebilen bir yapıya ulaştırmıştır. 

Bu kapasite; yaklaşık bir asra yayılan kurumsal hafıza, harp tecrübesi ve muharip ruhun sürekliliğinin ürünüdür.

Temel gerçek şudur:

TSK’nın gücü yalnızca modern platformlardan değil; komuta birliği ve sadelikten, kıta odaklı askerî eğitim sisteminden, etkin sağlık ve lojistik altyapıdan ve kurumsal bütünlükten oluşur.

15 Temmuz sonrası yapılan yapısal düzenlemelerin harekât etkinliğine olumsuz etkileri, özellikle komuta yapısı, askerî eğitim ve askerî sağlık sistemi bakımından geçen on yılın tecrübesi ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Milli güvenlik öncelikleri esas alınarak gerekli düzeltmeler yapılmalıdır"

Afetlerde TSK birlik komutanları, kanunla tanımlanmış şekilde, talimat beklemeksizin inisiyatif alarak müdahale yetkisine sahip olmalıdır

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş Depreminde hayatını kaybeden yurttaşları anarak sözlerine devam eden CHP'li Bağcıoğlu şunları söyledi:

"Depremin ardından geçen üç yılda, afet yönetimine dair birçok konuda değerlendirme yapıldı ama ne yazık ki temel yanlışlar giderilmedi.

Mevcut Türkiye Afet Müdahale Planı’nda (TAMP), TSK ‘esas çözüm ortağı’ olarak değil, yalnızca ‘destek çözüm ortağı’ olarak tanımlanıyor. Bu, büyük bir eksikliktir. 

Afetlerde, bölgedeki mülki amirlerin etkisiz hale geldiği durumlar olabilir. Böyle anlarda TSK birlik komutanları, kanunla tanımlanmış şekilde, talimat beklemeksizin inisiyatif alarak müdahale yetkisine sahip olmalıdır.

TSK İnsani Yardım Tugayı önceki işlevine kavuşturulmalı, ayrıca ilave olarak yurdun değişik bölgelerinde, afetlere müdahale konusunda özel eğitim almış, lojistik kabiliyeti yüksek, araç ve teçhizatı eksiksiz sivil asker uzmanlardan oluşmuş istihkam birlikleri teşkil edilmelidir.

İstanbul gibi denize kıyısı iller için afet sonrası kurtarma ekiplerinin ve yardımların deniz yoluyla ulaştırılması ile tahliye maksatlı kullanılmak üzere belirlenen noktaların güçlendirilmesi yapılmalıdır. 

Yardım getirecek gemiler şimdiden belirlenmeli, denemeler yapılmalı ve periyodik olarak görevlendirme listesi güncellenmelidir.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, yaşanabilecek kriz durumlarında kesintisiz iletişim sağlayacak tedbirleri almalıdır. Yoğun kullanım talebi bahane olamaz, GSM şirketlerinin oluşacak yoğunluğu dikkate alarak şimdiden tedbirler alması zorunludur. 

Devletin tüm kurumlarını içine alan, afet anında ortak karar ve hızlı veri paylaşımı yapabilecek dijital bir bilgi yönetim sistemi hayata geçirilmelidir.

Seferberlik veri tabanlarının benzeri, afetler için de kurulmalıdır. Nerede kaç iş makinesi var? Kaç personel eğitilmiş? Hangi birlik ne kadar sürede intikal edebilir? Bunların hepsi önceden bilinmeli ve test edilmelidir.

Yıllık afet seferberlik tatbikatları ile afet müdahalesi ciddiyetle ve gerçekçi tatbikatlarla sınanmalıdır."

Esas olan personeldir

Bağcıoğlu sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:

"Modern silah ve sistemlere gerçek anlamda hayat veren; moral ve motivasyonu yüksek, aidiyet duygusu güçlü, liyakat sahibi ve iyi eğitimli personeldir.

Bu gerçeğe rağmen bugün muvazzaf ve emekli askerî personelin önemli bir bölümü, özellikle emekli astsubaylar, emekli binbaşılar, emekli uzman erbaşlar ve emekli devlet memurları, yoksulluk hatta açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermektedir.

Muvazzaf personelin barınma sorunu giderek ağırlaşmakta; bazı bölgelerde personel maaşının yarısından fazlasını kiraya vermek zorunda kalmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılan uzman erbaşlar ve sözleşmeli erler için yasal ve sürdürülebilir bir istihdam mekanizması bulunmamaktadır.

Özlük ve sosyal haklardaki adaletsizlikler, nitelikli personelin teminini ve elde tutulmasını ciddi biçimde riske atmakta; genç nesiller askerlik mesleğini giderek daha az tercih etmektedir.

Bu tablo, silah arkadaşlığı ruhunu zedelemekte ve doğrudan millî güvenlik boyutu olan yapısal bir soruna dönüşmektedir.

ABD, İngiltere, Almanya ve Birleşik Krallık başta olmak üzere birçok ülke, personel refahının askerî kapasitenin ayrılmaz bir parçası olduğunu görmüş ve bu alanda düzeltici tedbirler almaya başlamıştır.

Türkiye’de ise emekli astsubaylara verilen taahhütlerin yerine getirilmediği, istisnasız biçimde emekli askerî personelin yoksulluk sınırının altında maaş aldığı bir tablo ortaya çıkmaktadır.

 Açlık sınırındaki askerî personelin mağduriyetinin göz ardı edilmesi ciddi bir adaletsizlik hissi yaratmaktadır

Açlık sınırındaki askerî personelin mağduriyetinin göz ardı edilmesi ciddi bir adaletsizlik hissi yaratmaktadır. Bu nedenle muvazzaf ve emekli askerî personelin özlük haklarında köklü ve kalıcı iyileştirmeler yapılmalı; muvazzaf personelin barınma sorunu kesin biçimde çözüme kavuşturulmalıdır. 

Türk askeri fedakârdır; gözünü kırpmadan ölüme gider, uykusuz kalır, aç kalır. Ancak bu fedakârlığın sınırında, bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi, okutmak zorunda olduğu çocukları ve sürdürmek mecburiyetinde olduğu asgari bir yaşam düzeni vardır.?Bu gerçek yok sayılarak fedakârlık istismar edilmemelidir!

Bu haklı isyanı her fırsatta gündeme getirmeye devam edeceğiz."

Şehit yakınları ve gazilerle ilgili tüm yetki ve sorumluluklar Millî Savunma Bakanlığı’na devredilmelidir

"Şehit aileleri ve gazilerin sorunlarına çözüm bulmak için TBMM Milli Savunma Komisyonunda yıllardır devam eden istişarelerin artık icra safhasına geçmesi lazım" vurgusu yapan CHP'li Bağcıoğlu,

Er ve erbaş şehitlerin aileleri ile gaziler için emsal maaş uygulaması hâlâ hayata geçirilmedi. Özlük hakları, sağlık, ulaşım, istihdam ve eğitim alanlarında ciddi aksaklıklar mevcut.

Ortez ve protez hizmetlerinin tek bir hastaneyle sınırlandırılması büyük sorun. Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayanların talepleri hâlâ karşılıksız.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın mevcut yapısı yetersiz kaldığından, şehit yakınları ve gazilerle ilgili tüm yetki ve sorumluluklar Millî Savunma Bakanlığı’na devredilmelidir.

Şehit aileleri ve gazilerin temel sorunlarının çözümü için hazırlanan 18 kanun teklifi TBMM gündemine alınmadı.

Vefa borcumuz ödenmelidir. Kimden gelirse gelsin, şehit aileleri ve gazilerimizin haklarını savunan her yapıcı önerinin yanında olacağız" dedi.

Askeri Sağlık Sisteminin yeniden tesisi konusunda somut bir ilerleme sağlanayamayacaksa bu vurdumduymazlık değil de nedir?

Askeri sağlık sistemine ilişkin değerlendirmeler yaparak açıklamasını devam ettiren Bağcıoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Askeri sağlık sisteminin tasfiye edilmesinin üzerinden on yıl geçmiştir. Bu süre boyunca yapılan uyarılar dikkate alınmamış, yanlış uygulamalardan geri dönülmemiş ve sistemin bütüncül biçimde yeniden kurulması sürekli ertelenmiştir. 

Bugün gelinen noktada, geçici ve sınırlı düzenlemelerle sorun olmadığı izlenimi yaratılmaya çalışılsa da ortada hâlâ işleyen bir askeri sağlık sistemi bulunmamaktadır.

Büyük öngörü ile 1891 yılında GATA, sistemin bir parçası onlarca asker hastanesinden biri olarak 1899 yılında Edirne Asker Hastanesi kurulacak.

Müteakip yıllarda askeri sağlıksistemimiz tüm dünyaya örnek olacak.

2016 yılında iktidar görevini ihmal ettiği için oluşan bir musibet gerekçe gösterilip, dünyanın en çok harekât yapan ordusunun sağlık sistemi kaldırılacak.

Harekât sahasında muharip-sağlık personeli uyumu, kurumsal kültür, çatışmada tıbbi müdahale tecrübesi, harp cerrahisinde yılların bilgi birikimi kaybolacak.

Harekât sahasındaki muhariplere acil sağlık desteği verecek askeri sağlık personeli, Türkiye sathındaki Asker hastaneleri, Askeri Sağlıkta dünya çapında Mükemmeliyet Merkezi GATA yok edilecek.

Dalış ve uçuş tabipliği, yanık tedavisi, Kimyasal Radyolojik, Biyolojik ve Nükleer (KBRN) savunma bilgi ve tecrübesi zafiyete uğrayacak.

Gaziler için TSK emrinde kurulan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi SağlıkBakanlığına devredilecek ve sağlık personelinin üstün gayretlerine rağmen sıradanlaşacak.

Askeri Sağlık Sisteminin olmadığı 10 yıl süresince;

?4 büyük çaplı sınır ötesi harekât,

?Sayısız terör mücadele operasyonu

?Deniz ve Hava Kuvvetlerimiz tarafından dünyada çok sayıda ülke tarafından yapılan çok sayıda harekât eğitim faaliyeti yapılacak.

Yapılan tüm talep ve çağrılara aldırılmayacak, hiçbir ders alınmayacak ve insan hayatı önemsenmeyecek.

Harekât ihtiyaç makamı olan makamların çok sayıda talebine kayıtsız kalınacak, konu ile doğrudan ilgisi olmayanlar bile bu ihtiyacı açıkça teyit edecek.

Ama hala Askeri Sağlık Sisteminin yeniden tesisi konusunda somut bir ilerleme sağlanayamayacaksa bu vurdumduymazlık değildir de nedir?"



Sayfa Adresi: http://www.gercekizmir.com/haber/CHP-li-Bagcioglu-Izmir-de-konustu-Mavi-Vatan-secim-donemi-bir-slogan-olmaktan-cikarilmali/188342