GERÇEKİZMİR - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Grubu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla basın açıklaması düzenledi. CHP Grup Sözcüsü Yağmur Yurdakul Özkan tarafından okunan açıklamada kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve devletin sorumluluğuna ilişkin dikkat çeken mesajlar verildi. Açıklamanın tamamında şu ifadeler yer aldı: Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Günün anlam ve önemine binaen, İzmir Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu olarak kadınların yaşam hakkı, eşitlik ve özgürlük mücadelesine dikkat çekmek için buradayız. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; kadınların eşitlik, adalet, özgürlük ve insanca yaşam ve çalışma koşulları için verdikleri mücadelenin simge günüdür. 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde, daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve çıkan tekstil işçisi kadınların hayatını kaybetmesiyle başlayan bu mücadele, yıllar içinde tüm dünyada kadınların hak ve özgürlük mücadelesinin sembolü haline gelmiştir. 8 Mart; bir kutlama günü değil, kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı için verdikleri mücadelenin hatırlandığı ve büyütüldüğü bir gündür. Kadın emeğinin görünür kılınması, kadınların maruz kaldığı her türlü ayrımcılığın, şiddetin ve eşitsizliğin ortadan kaldırılması için verilen mücadele bugün de aynı kararlılıkla sürmektedir. Onlarca geçen yıl içerisinde kadınlara: “Sen kadınsın, kahkaha atma.” “Sen kadınsın, düzgün giyin.” “Sen kadınsın, evinde otur.” “Sen kadınsın, aklının ermediği işlere karışma.” denilmeye cüret edildi. Kadınlar yıllarca sordu : Ocağın üstünü hep sen mi sildin? Islak banyo havlusunu hep sen mi değiştirdin? Evin camlarının nasıl hep tertemiz kaldığını hiç düşündün mü? Çok çalışıp hiç ücret almadığın oldu mu? Daha fazla çalışıp daha az maaş aldın mı? Dikişlerin kanarken bebeğini emzirmek zorunda kalıp, bir de patron mobbingine maruz kaldın mı? Okula gitmek istediğin için cezalandırıldın mı? İstemediğin, tanımadığın biriyle evlendirildin mi? Sırf kız çocuğu olduğun için erkek kardeşinden daha değersiz görüldün mü? Yemeğin tuzu eksik diye şiddet gördün mü? Boşanmak istediğin için öldürüldün mü? “Bir kereden bir şey olmaz” denilerek başına olmadık kötülükler geldi mi? Çocuğunun canını kurtarmaya çalışırken bir kenarda ölü bulundun mu sahi? Ya da Ölürken dahi “çocuklarım var” diye sayıkladın mı? Kaç kere “vurma” diye yalvardın? Kaç kere yok sayıldın? Kaç kere yalnız bırakıldın? Hani yaşamak tüm hakların üzerindeydi? Kişinin maddi ve manevi varlığını korumakla yükümlü olanlar nerede? “Kadın haklarını tanıyoruz, geliştiriyoruz” diye övünenler nerede? 2025 yılında kaç kadın öldürüldü? Kaç kadının faili gerçekten cezasını çekti? “Ölürsem intihar etmedim bilinsin” diyen kaç kadının hayatı kurtarıldı? Bir kadının hayatta kalabilmesi için kaç kez şikayeti olması gerekiyor? “Hakkımı helal etmiyorum. Tutunduğumuz her dal koparılıyor. Sadece benim değil, küçücük çocuğumun da hayatı karartıldı, “Canım güvende değil, Mayıs ayını görebilir miyim bilmiyorum” diye haykıran Fatmanur’u ve kızı Hifayı koruyabildiniz mi? “Sıradaki biz olabiliriz” diyen Fatma Nur öğretmeni koruyabildiniz mi?? Fatma Nur öğretmen yetkililere bildirimde bulunduğunda ne yaptınız ? Şimdi soruyoruz Buna katlanmak zorunda mıyız? Kadınları korumayan, adalet sistemini kadınların arkasından çeken, eşitliği çok gören ve kadınları onurlu bir hayata hasret bırakan bu düzene katlanmak zorunda mıyız? İşte 8 Mart; tüm bunlara katlanmak zorunda olmadığımızı haykıran, Hakları için mücadele eden, bu uğurda hayatlarını kaybeden kadınların tarihidir. Aradan geçen onca yıla rağmen bugün hâlâ toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelindeki politikalar, kadınların ve kız çocuklarının sırf cinsiyetleri nedeniyle yaşam haklarının dahi yok sayıldığı bir düzeni dayatmaktadır. Kadınların yaşam hakkı dahi güvence altına alınmamışken, kadınlar günü adı altında küçük kutlama mesajları vermekten öteye gidemeyenler yükümlülüklerini hatırlamalıdır. Devletin vatandaşını koruma ve yaşatma yükümlülüğü vardır. Devlet, bireylerin temel haklarını ihlal etmemekle kalmaz; aynı zamanda yaşam hakkını tehdit eden her türlü duruma karşı önlem almakla da yükümlüdür. Anayasa’nın 17. maddesi, kişinin dokunulmazlığını, maddi ve manevi varlığını koruma altına almıştır. İnsanı insan yapan bütün değerlerin korunması anlamına gelen bu hak, yaşama hakkından sonra gelen en önemli haktır ve bu değerleri korumak devletin sorumluluğudur. Bu sorumluluk; hukuk sisteminin, ceza adalet mekanizmasının, kolluk kuvvetlerinin, eğitim sisteminin ve medyanın dahi cinsiyet eşitliğine duyarlı şekilde düzenlenmesini ve uygulanmasını gerektirir. Ancak rakamlar bize başka bir tablo göstermektedir. 2025 yılında Türkiye genelinde 336 kadın cinayeti ve 145 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir. İzmir’de ise 11 kadın cinayeti işlenmiştir. Pınar Sevinç cinayetini hatırlıyor musunuz? 22 yaşında bir hemşire. Urfa’nın Siverek ilçesinde eşi tarafından dövüldü, vuruldu ve intihar süsü verildi. Fail tam 16 ay tutuksuz yargılandı. Geçtiğimiz cuma günü karar duruşması yapıldı. Ailesi adalet için delilleri tek tek kendisi toplamak zorunda kaldı. Kamuoyu destek verdi, herkes duydu ve sonunda fail hak ettiği cezayı aldı. Peki soruyoruz: Bir insanın hayatı sosyal medyada duyulana kadar siz neredesiniz? Siz neredesiniz bilmiyoruz… Ama direnenler burada. Biz bu öfkeyle ne yapacağımızı biliyoruz. Direneceğiz. Mücadele edeceğiz. Gerçek adalet sağlanana kadar, Tüm baskılara rağmen bir milim bile eğilmediğimizi kabul ettirene kadar, Emeğimiz hak ettiği değeri görene kadar, Varlığımız kabul edilene ve gerçek eşitlik sağlanana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki eşitlik bir lütuf değil, bir haktır. Kadınların yaşam hakkını korumayan hiçbir düzen meşru değildir. Kadınların yaşam hakkının, emeğinin ve onurunun tartışma konusu olmadığı bir ülke kurulana kadar mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Tüm mücadele arkadaşlarımızı sımsıkı kucaklıyor, dayanışmamızı büyüttükleri için teşekkür ediyoruz."