GERÇEKİZMİR - Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 2027-2029 dönemini kapsayan "Orta Vadeli Program"ı açıkladı. CHP eski Gençlik Kolu Genel Başkanı, İzmir Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İZSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi İrfan İnanç Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede "OVP'nin satır araları 2027'de seçimi gösteriyor" ifadelerini kullandı. Yıldız'ın açıklaması şu şekilde; "OVP’NİN SATIR ARALARI 2027’DE SEÇİMİ GÖSTERİYOR Orta Vadeli Program’ı yalnızca büyüme ve enflasyon hedeflerinden oluşan teknik bir belge olarak okumak eksik olur. Bütçe projeksiyonları, ekonomi yönetiminin önceliklerini ve siyasi takvime ilişkin tercihlerini de ortaya koyar. Yeni OVP’de 2027 yılı, 2028 ve 2029’dan belirgin biçimde ayrışmaktadır. Bütçe politikasının 2027’de genişleyip sonraki iki yılda yeniden sıkılaşması, programın satır aralarında 2027’de seçim ihtimalinin güçlü biçimde yer aldığını göstermektedir. Resmî rakamlara göre merkezî yönetim bütçe açığının 2026’da 2 trilyon 631,9 milyar TL’den, 2027’de 3 trilyon 865 milyar TL’ye çıkması öngörülmektedir. Bu, bütçe açığının yalnızca bir yılda yaklaşık yüzde 46,9 artması demektir. Bütçe açığının millî gelire oranı da yüzde 3,1’den yüzde 3,5’e yükselmektedir. Dikkat çekici olan, aynı oranın 2028’de yeniden yüzde 3,1’e, 2029’da ise yüzde 2,8’e düşürülmesinin planlanmasıdır. Başka bir ifadeyle bütçedeki bozulma, tesadüfen değil, tam olarak 2027 yılında yoğunlaşmaktadır. 2027’de toplam bütçe harcamalarının yüzde 38,7 artarak 19,66 trilyon TL’den 27,27 trilyon TL’ye yükselmesi beklenmektedir. Faiz dışı harcamalar da yüzde 38,4 artarak 16,84 trilyon TL’den 23,30 trilyon TL’ye çıkmaktadır. Faiz dışı harcamaların millî gelire oranı yüzde 19,7’den yüzde 21’e yükselirken, faiz giderlerinin de 2,82 trilyon TL’den 3,98 trilyon TL’ye, yani yüzde 40,7 oranında artması öngörülmektedir. Harcama kalemlerindeki artışlar da ayrıca dikkat çekicidir. Mal ve hizmet alımlarının yaklaşık yüzde 44,4, cari transferlerin yüzde 45,3, sermaye transferlerinin ise yüzde 130’un üzerinde artırılması planlanmaktadır. Buna karşılık faiz dışı fazlanın 193 milyar TL’den 110 milyar TL’ye gerilemesi, yaklaşık yüzde 43’lük bir düşüş anlamına gelmektedir. Faiz dışı fazlanın millî gelire oranı 2027’de yüzde 0,1’e kadar düşerken, bu oranın 2028’de yüzde 0,4’e ve 2029’da yüzde 0,6’ya yükseltilmesi hedeflenmektedir. Bu da mali gevşemenin özellikle 2027 yılına özgü planlandığını göstermektedir. Üstelik OVP, 2027 yılı için yıl sonu enflasyonunu yüzde 21, GSYH deflatörünü yüzde 25 ve ekonomik büyümeyi yüzde 4,2 olarak öngörmektedir. Faiz dışı harcamaların yüzde 38,4, bütçe açığının ise yüzde 46,9 arttığı bir yılda enflasyonun yüzde 21’e düşürüleceği iddiasının hangi politika bileşimiyle gerçekleştirileceği açıklanmalıdır. Para politikası sıkı tutulurken maliye politikasının genişlemesi, enflasyonla mücadelede açık bir çelişki yaratabilir. Ayrıca 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin önceki OVP’deki yüzde 16 seviyesinden yüzde 28,4’e çıkarıldığını da unutmamak gerekir. Bir yıllık tahminde 12,4 puanlık sapma yaşanmışken, 2027 için hem kamu harcamalarının hızlandırılacağı hem de enflasyonun sert biçimde düşürüleceği yönündeki hedeflerin çok daha ayrıntılı ve ikna edici biçimde açıklanması gerekmektedir. Elbette bu rakamlar tek başına alınmış resmî bir seçim kararının kanıtı değildir. Ancak bütçe yalnızca teknik değil, aynı zamanda siyasi bir belgedir. Bütçe açığının büyütülmesi, faiz dışı fazlanın azaltılması ve harcamaların hızlandırılmasının özellikle 2027 yılında yoğunlaşması; ardından 2028 ve 2029’da yeniden mali sıkılaşmaya dönülmesi, seçim ekonomisine hazırlık yapıldığı yönünde güçlü bir işaret vermektedir. Eğer 2027’de seçim öngörülmüyorsa, ekonomi yönetimi bu geçici mali genişlemenin nedenini kamuoyuna açıkça anlatmalıdır. Harcamalardaki sıçramanın hangi zorunlu ihtiyaçlardan kaynaklandığı, nasıl finanse edileceği ve enflasyon hedefiyle nasıl bağdaştırıldığı somut bir takvimle ortaya konulmalıdır. Sosyal desteklere ve üretken kamu yatırımlarına elbette ihtiyaç vardır. Ancak bunların seçim takvimine göre değil; ekonomik verimlilik, toplumsal ihtiyaç ve mali sürdürülebilirlik esaslarına göre planlanması gerekir. Çünkü seçim ekonomisinin faturası daha sonra enflasyon, yüksek faiz ve yeni vergiler olarak yeniden vatandaşın ve reel sektörün önüne gelir."